islamgezginleri
hos geldiniz lütfen üye olunuz


islamgezginleri


 
AnasayfaAnasayfa  KapıKapı  TakvimTakvim  GaleriGaleri  SSSSSS  AramaArama  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  
En son konular
» EN ESKİ VE EN GUVENİLİR
Cuma Şub. 10, 2017 9:51 am tarafından furkan54

» EN ESKİ VE EN GUVENİLİR
Cuma Şub. 10, 2017 9:49 am tarafından furkan54

» Allah Kötülüğü De İyiliği De Murad Eder
Paz Ocak 20, 2013 8:10 pm tarafından Selsebil

» Allah Her Şeyi Önceden Yazı İle Yaratır
Paz Ocak 20, 2013 8:09 pm tarafından Selsebil

» Nefsin mertebeleri
Paz Ocak 20, 2013 8:05 pm tarafından Selsebil

» İnsanda bir kemik hariç hepsi çürür
Çarş. Ara. 26, 2012 8:41 pm tarafından Selsebil

» ----İnsan----
Çarş. Ara. 26, 2012 8:21 pm tarafından Selsebil

» Kalbin Manevi Halleri
Çarş. Ara. 26, 2012 7:58 pm tarafından Selsebil

Similar topics
    Arama
     
     

    Sonuç :
     
    Rechercher çıkıntı araştırma
    Aralık 2017
    PtsiSalıÇarş.Perş.CumaC.tesiPaz
        123
    45678910
    11121314151617
    18192021222324
    25262728293031
    TakvimTakvim
    ONLİNE HAC REHBERİ
    3D MEKANLAR

    Paylaş | 
     

     Müslüman Gençler Hz.Yusûf'u Örnek Almalıdırlar.

    Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
    YazarMesaj
    Selsebil
    Site Yöneticisi

    Site Yöneticisi


    Ruh Hali :
    Lakap : islamgezginleri
    Rep Gücü : 1396
    Nerden : Topraktan

    MesajKonu: Müslüman Gençler Hz.Yusûf'u Örnek Almalıdırlar.   Cuma Mayıs 21, 2010 4:45 pm

    MÜSLÜMAN GENÇLER HZ. YûSUF’U ÖRNEK ALMALIDIRLAR

    Prof. Dr. Mustafa AĞIRMAN


    Yüce Allah, Kur’ân-ı Kerîm’de bir kısım peygamberlerin hayatını uzun uzadıya
    anlatmakta ve kıyâmete kadar gelecek olan inananlara bir takım mesajlar vermektedir.
    Bu peygamberlerden biri de Hz. Yûsuf (a.s.) dır. Kur’ân-ı Kerîm’de, onun adını alan bir
    sûre vardır. Bu sûreyi gençlerimiz sık sık okumalıdırlar. Yüce Allah’ın bu sûrede anlattığına
    göre Hz. Yûsuf, çocukluğunda ve gençliğinde birkaç defa imtihandan geçirilmiş ve bunların
    hepsini başarı ile kazanmıştır. En zor imtihanı da, gençliğinin zirvesinde iken soylu ve güzel
    bir kadın ile imtihan edilmesidir. Yüce Allah’ın yardımı ile bu imtihanı da kazanmış,
    edebi ve hayâsı ile dillere destan olmuştur.




    Hz. Yûsuf, Hz. Yâkûb’un oğludur. Hz. Yâkûb, Hz. İshâk’ın oğlu;
    o da Hz. İbrâhim’in oğludur. Bizim peygamberimiz ile Hz. Yûsuf’un nesli,
    Hz. İbrâhim’de birleşir.
    Hz Yâkûb, dedesi İbrâhim’in hicret edip yerleştiği Filistin’de yaşıyordu.
    Kendisinin, onbir oğlu vardı. Yûsuf ile Bünyâmin bir anadan, diğer oğulları
    da başka bir anadan dünyaya gelmişlerdi. Hz. Yâkûb’un, Yûsuf’u çok
    sevmesi diğer kardeşlerde kıskançlık meydana getirdi. Yûsuf’u kıskanan
    üvey kardeşler, onu pikniğe götürdü ve orada bir su kuyusuna attılar.
    Babalarına da “Baba, Yûsuf’u kurt yedi” diye yalan söylediler.
    Babalarını kendi yalanlarına inandırmak için de Yûsuf’un gömleğini kana
    bulayıp getirdiler. Bu olaya üzülen Hz. Yâkûb (a.s.), yıllarca ağladı ve gözleri
    artık görmez oldu. Sabır gömleğini giyinerek, her zaman yaptığı gibi Yüce
    Allah’a tevekkül edip neticeyi beklemeye koyuldu.

    Hz. Yûsuf’un atıldığı kuyunun yanından geçen bir kervânın yolcuları,
    kuyudan su alırken, kovalarına tutunarak çıkan güzel bir çocuğu
    görünce birbirlerine “Müjde! İşte bir erkek çocuk” diyerek sevinçlerini dile getirdiler.
    Bu dünya güzeli çocuğu Mısır’a götürüp köle diye sattılar.

    Mısır’da onu alan adam karısına

    “Ona değer ver ve güzel bak; belki de onu evlât ediniriz” dedi.

    İslâmî kaynaklardaki bilgilere göre Hz. Yûsuf’u himâyesine alan bu zât,
    Mısır’ın mâliye bakanı idi. O, Hz. Yûsuf’un zekâ ve kâbiliyetini sezmiş,
    bu yüzden ileride kendisinden devlet işlerinde yararlanabileceğini düşünmüştü.
    Ayrıca son derece sevimli bir çocuk olan Hz. Yûsuf’u evlât edinebileceklerini söylemişti.
    Adamın, eşine: “Belki de onu evlat ediniriz.” demesinden bu çiftin çocuklarının olmadığı
    anlaşılmaktadır.
    Bu olayları yaratan Yüce Allah’ın muradı da, Yûsuf’u, Mısır’a yerleştirmek ve onun hayatı
    üzerinden, inananlara ders vermekti. Şimdi, gençlerimizin, onun hayatından alması
    gereken dersler başlıyor.

    Yüce Allah şöyle buyurur:

    “(Yûsuf) erginlik çağına erişince, ona (isâbetle) hükmetme (yeteneği) ve ilim verdik.

    İşte, güzel davrananları biz böyle mükâfatlandırırız. Evinde bulunduğu kadın,
    onun nefsinden murat almak istedi; kapıları iyice kapattı ve “Haydi gel!” dedi.
    O da, “(Hâşâ), Allah’a sığınırım! Zira, kocanız benim velînîmetimdir, bana güzel
    davrandı. Gerçek şu ki, zâlimler iflah olmaz!” dedi. And olsun ki, kadın ona meyletti.
    Eğer Rabbinin işâret ve îkazını görmeseydi o da kadına meyletmişti. İşte böylece biz,
    kötülük ve fuhşu ondan uzaklaştırmak için (delilimizi gösterdik). Şüphesiz o, ihlaslı
    kullarımızdandı.”

    Bu olay, o zamanki Mısır krallığının mâliye bakanının sarayında cereyân etmektedir.
    Genç, bekâr ve yakışıklı olan bir delikanlı, kendisini beraber olmaya dâvet eden güzel
    bir hanımın bu dâvetini, “Ben, böyle bir çirkinliği işlemekten Yüce Allah’a sığınırım.”
    diyerek reddediyor. Yüce Allah, Kur’ân-ı Kerîm’de, olayın devamını şöyle anlatır:

    -“İkisi de kapıya doğru koştular. Kadın, onun gömleğini arkadan yırttı. Kapının yanında,
    kadının kocasına rastladılar. Kadın dedi ki: “Senin âilene kötülük etmek isteyenin cezâsı,
    zindana atılmaktan veya elem verici bir işkenceden başka ne olabilir!”

    Yûsuf:

    “Asıl kendisi benim nefsimden murat almak istedi.” dedi.

    Kadının akrabasından biri şöyle şâhidlik etti:

    “Eğer, gömleği önden yırtılmışsa, kadın doğru söylemiştir, bu ise yalancılardandır.
    Eğer, gömleği arkadan yırtılmışsa, kadın yalan söylemiştir.
    Bu ise doğru söyleyenlerdendir.” ( Kadının kocası, Yûsuf’un gömleğinin)
    arkadan yırtılmış olduğunu görünce, (kadına): “Şüphesiz, bu, sizin tuzağınızdır.
    Sizin tuzağınız gerçekten büyüktür.” dedi.

    (Sonra da), “Ey Yûsuf ! Sen, bundan (bu olup bitenleri söylemekten)
    vazgeç! (Ey kadın!) Sen de günahının affını dile! Çünkü sen, günah
    işleyenlerden oldun.” dedi.”

    Kadının kocası, olayın duyulmaması için ne kadar gayret ettiyse de,
    başarılı olamadı. Olay, çevrede ve özellikle üst düzey idârecilerin
    hanımları arasında duyuldu. Yüce Allah, olayların devamını şöyle anlatır:

    -“Şehirdeki bazı kadınlar dediler ki: “Aziz’in karısı, delikanlısının nefsinden
    murat almak istiyormuş; Yûsuf’un sevdâsı onun kalbine işlemiş! Biz, onu
    gerçekten açık bir sapıklık içinde görüyoruz.” Kadın, onların dedikodusunu
    duyunca, onlara dâvetçi gönderdi, onlar için dayanacak yastıklar hazırladı.
    Onlardan her birine bir bıçak verdi.

    (Kadınlar meyveleri soyarken Yusuf’a):

    “Çık karşılarına” dedi.

    Kadınlar onu görünce, onun büyüklüğünü anladılar.
    (Şaşkınlıklarından) ellerini kestiler ve dediler ki: “Hâşâ Rabbimiz!

    Bu, bir beşer değil… Bu, ancak üstün bir melektir!”

    Kadın dedi ki:

    “İşte kakında beni kınadığınız şahıs budur. Ben, onun nefsinden murat
    almak istedim. Fakat o, (bundan) şiddetle sakındı. And olsun, eğer o,
    kendisine emredeceğimi yapmazsa mutlaka zindana atılacak ve elbette
    sürünenlerden olacaktır!”

    (Yûsuf):

    “Ey Rabbim! Bana zindan, bunların benden istediklerinden daha iyidir.

    Eğer, onların hilelerini benden çevirmezsen, onlara meyleder ve câhillerden olurum.” dedi.

    Rabbi, onun duâsını kabul etti ve hîlelerini onda uzaklaştırdı.
    Çünkü o, çok iyi işiten, pek iyi bilendir.
    Sonunda (Aziz ve arkadaşları), kesin delilleri görmelerine rağmen
    (halkın dedikodusunu kesmek için yine de) onu bir zamana kadar
    mutlaka zindana atmaları kendilerine uygun göründü.

    Yüce Allah, bu âyetlerin devamında, Hz. Yûsuf’un zindana atılmasını,
    zindan arkadaşları ile olan konuşmalarını, hapishâne günlerini, oradan
    kurtulmasını, Mısır hazinesinin başına geçmesini anlatır.

    Biz, Hz. Yûsuf’un hayatının buraya kadar anlatılan bölümünün,
    inananlara ve özellikle gençlere ne gibi dersler ihtivâ ettiğine
    bakalım ve bunları sıralamaya çalışalım:

    * Bülûğ çağı, çocukluktan çıkma, erginliğe adım atma çağıdır. Bu çağa
    ulaşan her insanın çevresinde tuzaklar vardır. Anne ve babalar,
    çocuklarını bu tuzaklardan korumak için çok uyanık olmalıdırlar.
    Yanında annesi ve babası olmayanlar da, Hz. Yûsuf gibi kendilerini
    korumalı ve tuzağa düşmemelidirler.

    *Yüce Allah’ın, yukarıda geçen âyetlerinin meâllerinden öğrendiğimize
    göre, bu tuzaklardan korunmak için gençlerin, faydalı bilgi, iyi ahlak
    ve sağlam îman ile donanmaları gerekir. Hz. Yûsuf örneğinde olduğu
    gibi, bu üç artı değeri şahsında toplayanların yardımcısı Hazreti
    Allah’tır.

    *Kendilerine uygunsuz bir teklif yapılan gençler, bu teklifi hemen
    anında reddetmelidirler. Kadın, Hz. Yûsuf’a “Haydi gel!” der demez, Hz.
    Yûsuf, “Ben, böyle bir çirkinlikten Allah’a sığınırım.” diyerek bu
    teklifi hemen reddetmiştir. Yüce Allah da, kendine sığınan bu kulunu
    korumuştur. Kul, çirkinliklerden uzak durur, hayâ ve edebi ile yaşarsa
    Yüce Allah, onu koruması altına almaz mı?

    *Hz. Yûsuf, Yüce Allah’ın ihlaslı kullarındandı. Yüce Allah, kendine
    gönülden ve samîmî olarak bağlı kullarına, yeri geldiğinde veya onlar
    darda kaldıklarında, ne yapacaklarını veya nasıl yapacaklarını
    kendilerine gösterir, onlar da bunu açık bir şekilde görürler. Âyette
    geçen “Eğer, Rabbinin bürhânını görmeseydi” ifâdesi bunun apaçık
    delilidir.

    http://islamgezginleri.to-relax.net/
    iyi bilin ki gönüller,ancak Allah C.c'ıanmakla huzur bulur. Ra'd 28
    Sayfa başına dön Aşağa gitmek
    Kullanıcı profilini gör
    Selsebil
    Site Yöneticisi

    Site Yöneticisi


    Ruh Hali :
    Lakap : islamgezginleri
    Rep Gücü : 1396
    Nerden : Topraktan

    MesajKonu: Geri: Müslüman Gençler Hz.Yusûf'u Örnek Almalıdırlar.   Cuma Mayıs 21, 2010 4:46 pm

    *Hz.
    Yûsuf için bu tuzağı kuran kadının ismi, kaynaklarda “Râil” diye
    geçmektedir. Zelîhâ (veya Züleyhâ) bu kadının lakabıdır. Yüce Allah,
    Kur’ân-ı Kerîm’de onun ismini anmaz. Çünkü, önemli olan onun ismi
    değil; gençleri, onun ve onun gibilerin şerrinden korumaktır. Yüce
    Allah, geçen âyetlerde bu konuda mesajlar vermektedir.


    * Sevgili gençler! Zamanımızda o kadar çok
    Züleyha var ki, ne tarafa baksak, onların tuzaklarını görüyoruz; ne
    tarafa adım atsak onların tuzaklarına düşme tehlikesi ile baş başa
    kalıyoruz. Şurası muhakkak ki, biz, Züleyha’nın tuzağından daha beter
    tuzaklarla kuşatılmış durumdayız. Sokaklar, caddeler, çarşılar,
    pazarlar, televizyonlar, radyolar, gazeteler, dergiler, her biri
    binlerce Züleyha olmuş, bizi günah bataklığına çağırıyor. Bu
    Züleyhalar, kendilerini bize arzedip bizi günah bataklığına çağırırken,
    bizden bir bedel istiyorlar. Yerine göre îmânımızı, yerine göre
    ahlâkımızı, yerine göre iffet ve hayâmızı, yerine göre de bizi biz
    yapan tüm değerlerimizi istiyorlar. Bize şahsiyet veren, bize kimlik
    kazandıran, bizi biz yapan bütün değerlerimizden soyutlayarak
    kedilerine râm etmek, köle etmek, esir etmek, sonra da istedikleri
    şekilde nefsî, şehevî aşağılık arzularına hizmet ettirmek istiyorlar.
    Böyle bir zillete, böyle bir meskenete hangi şerefli insan düşebilir.
    Hangi olgun Müslüman, böyle bir alçaklığı kabul edebilir. Elbette ki,
    îmân şerefiyle şereflenmiş Müslümanlardan hiçbiri, bu zilleti ve
    şerefsizliği kabûl etmez. Onurlu Müslümanlardan hiçbiri bu ahlaksızlık
    bataklığına düşmez.


    * Sevgili gençler! Kendimizi, âhiret azâbından
    koruyalım. İnsanlar arasında takvâ elbisesi giyip de, ıssız ve tenhâ
    yerlerde de şekâvet elbisesi giyen âsîlerden olmayalım: Nerede olursak
    olalım, hangi şartlar içinde bulunursak bulunalım, ne kadar câzip
    tekliflerle karşılaşırsak karşılaşalım, asla ve kat’a Yüce Allah’ın
    koyduğu hudutları çiğnemeyelim. Bir anlık dünyevî zevkler için ebedî
    hayatımızı harap etmeyelim. Her an Rabbimizle berâber olma şuûrunu
    canlı tutalım.


    * Hz. Yûsuf, kendisine tuzak kuran kadının
    tuzağından kurtulmak için kapıya doğru koşuyor, kadın da arkasından
    koşarak onu yakalamaya çalışıyordu. Yakalamak için, Hz. Yûsuf’un
    gömleğinden tutmuş ve onu yırtmıştı. Tam bu sırada, evin erkeği kapıyı
    açmış ve eşini suçüstü yakalamıştı. Kadın, Hz. Yûsuf’u suçlayarak
    kendini temize çıkarmaya çalışıyordu. Kocası, bu çirkinliğe teşebbüs
    edenin kendi eşi olduğunu tespit ettikten sonra eşine, “Şüphesiz bu,
    sizin tuzağınızdır. Gerçekten, sizin tuzağınız büyüktür.” diyerek onu
    azarladı.


    * Sevgili gençler! Târih boyunca gerek
    erkekler ve gerek kadınlar, hasımlarını alt etmek veya bir şeyi elde
    etmek için çeşit çeşit tuzak kurmuşlar, veya da hîle yapmışlardır.
    Ancak, kadınların hîle ve tuzakları, erkeklerin hîle ve tuzaklarına
    göre çok büyüktür. Onlar, kadınlık silahını kullanarak kurmuş oldukları
    tuzaklarda, erkeklere göre daha başarılı olmuşlardır. Evet, kadınların
    hîle ve tuzakları çok büyüktür. Onların tuzaklarına düşmemek için, dış
    görünüşlerine aldanmadan, ruh yapılarını çok iyi tanımak gerekir.
    Elbette ki bu kural, bütün kadınlar için geçerli değildir. Sözümüz,
    herhangi birine tuzak kurmayı kafasına koymuş olanlar için geçerlidir.
    Yoksa, bu dünyada eli öpülecek nice kadınlar vardır. Onlar için olumsuz
    bir şey söylersek, ağzımız eğilir.


    * Yüce Allah, Kur’ân-ı Kerîm’de Hz Yûsuf’un
    hayatını anlatarak bize çok şeyler öğretiyor. Hz Yûsuf’un hayatını
    okurken, İnsanların, durduk yerde iftiraya uğrayabileceğini, haksız
    yere yıllarca hapis yatabileceğini, hayatının kimi dönemlerinde
    ummadığı olumsuzluklarla karşılaşabileceğini öğreniyoruz. Daha doğrusu
    hayat denilen muammâyı öğreniyoruz. Düştüğü hapis hayatı, Hz. Yûsuf
    için “Medrese-i Yûsufiyye” olmuştur. Bir taraftan kendine ayrılan temiz
    mekânda Rabbine ibâdet ederken, diğer taraftan da zindanda bulunanlara
    tevhîd inancını anlatıyor ve onları puta tapıcılıktan vazgeçirmeye
    çalışıyordu. Bu medresede hem kendisi yetişmiş hem de kendisi gibi genç
    olan hapis arkadaşlarını yetiştirmiştir. Zindan, onun, Rabbine ibâdet
    etmesine, teblîğ vazifesini yapmasına asla engel teşkil etmiyordu.
    Kendisi gibi genç olan hapis arkadaşlarına yaptığı dersi birlikte
    dinleyelim:



    -“…Şüphesiz ben, Allah’a inanmayan bir kavmin
    dîninden uzaklaştım. Onlar, âhireti inkâr edenlerin tâ kendileridir.
    Atalarım İbrâhim, İshâk ve Yâkûb’un dînine uydum. Allah’a herhangi bir
    şeyi ortak koşmamız bize yakışmaz. Bu, Allah’ın bize ve insanlara olan
    lütfundandır. Fakat insanların çoğu şükretmezler.

    Ey zindan arkadaşlarım! Çeşitli tanrılar mı daha iyi, yoksa gücüne karşı durulamaz olan tek Allah mı?
    Allah’ı bırakıp da taptıklarınız, sizin ve
    atalarınızın taktığı birtakım isimlerden başka bir şey değildir. Allah,
    onlar hakkında herhangi bir delil indirmemiştir. Hüküm sâdece Allah’a
    âittir. O, size kendisinden başkasına ibâdet etmemenizi emretmiştir.
    İşte, dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.


    Şurası bilinmelidir ki, her peygamber ve her
    Müslüman, şartlar ne kadar kötü olursa olsun Rabbine ibâdetten ve bir
    de tebliğ ve dâvetten asla geri duramaz ve bu konuda tembellik
    gösteremez. Hz. Yûsuf, zindanda kendisine gördükleri rüyâları anlatıp
    bunların yorumunu isteyen gençlere, rüyâlarını yorumlamadan önce tevhîd
    dînini anlattı; sonra da rüyâlarını yorumladı. Yorumları da olduğu gibi
    çıktı. Çünkü, Yüce Allah, ona bu ilmi öğretmişti. Bu ilim sâyesinde de
    zindandan kurtuldu ve Mısır kralının hazinelerinin başına görevli
    olarak tâyin edildi.


    “Beni, ülkenin hazinelerinin başına tâyin et!
    Çünkü ben, (onları) çok iyi korurum ve bu işi bilirim” diyerek, kendine
    ve ilmine olan güveninden dolayı kraldan görev istedi. Üzerine aldığı
    görevi de en güzel şekilde yerine getirdi. Yüce Allah onu bilgi, beceri
    ve görevine olan bağlılığından dolayı başarıya ulaştırdı; kendisini hem
    dünya hem de âhiret mükâfatı ile şereflendirdi. Rabbimiz, bu konuyu
    bize, şöyle haber verir:


    -“Ve böylece Yûsuf’a orada dilediği gibi
    hareket etmek üzere ülke içinde yetki verdik. Biz, dilediğimiz kimseye
    rahmetimizi eriştiririz. Ve güzel davrananların mükâfatını zâyi
    etmeyiz. Îman edip de (kötülüklerden) sakınanlar için âhiret mükâfatı
    daha hayırlıdır.”

    Bütün Mısır, Hz. Yûsuf’un idâresine ve
    tasarrufuna verildi. Kral, kendi adına hareket etmesine ve kendi
    yetkilerini kullanmasına bile izin verdi. Hz. Yûsuf, tarıma önem verdi.
    Üretimi artırdı, ihtiyaç fazlası olan ürünleri biriktirdi. Nihâyet
    kıtlık yılları geldi. Bu sefer, depo edilmiş ürünleri yemeğe ve ihrâç
    etmeye başladılar. Her taraftan insanlar, Mısır’a gelerek buradan
    yiyecek satın aldılar. Hz. Yâkûb da, küçük oğlu Bünyâmin hâriç diğer
    oğullarını yiyecek almak için Mısır’a gönderdi. Kardeşleri, Hz. Yûsuf’u
    tanıyamadılar; ama o, kardeşlerini tanıdı ve buğday ücretlerini
    onlardan habersiz yüklerinin içine geri koydu.


    Bu iltifata memnun olan kardeşler, ikinci
    sefer gelişlerinde babalarından izin alarak Bünyâmin’i de
    getirmişlerdi. Hz. Yûsuf, bir bahane ile Bünyâmin’i kendi yanında
    alıkoydu. Yûsuf kaybolduğu günden beri ağlayan Hz. Yâkûb, şimdi de hem
    Yûsuf hem de Bünyâmin için ağlıyordu. Kardeşleri, üçüncü sefer gelip
    gözyaşı döktüler. Bünyâmin’in burada kalışından dolayı yaşlı
    babalarının durmadan ağladığını söylediler. Kardeşlerinin kendilerine
    geri verilmesi için yalvardılar.


    İşte o zaman Hz. Yûsuf, kendini tanıttı. Ona
    karşı çok mahcûb olan kardeşleri, onun isteği üzerine memleketlerine
    gidip bu sefer de anne ve babalarını alarak Mısır’a getirdiler. Oğlunun
    kuyuya düştüğü haberini aldığı günden beri ağlayan Hz. Yâkûb’un gözleri
    görmez olmuştu. Hz. Yûsuf, kardeşlerinin üçüncü gelişlerinde, gözlerine
    sürmesi için babasına kendi gömleğini göndermişti. Hz. Yâkûb, oğlundan
    gelen bu gömleği gözlerine sürmüş ve gözleri açılmıştı. Hz. Yûsuf,
    gözleri açılan babasını, annesini ve kardeşlerini güzel bir merâsimle
    karşıladı. Hz. Yâkûb(İsrâil) oğulları, Hz. Mûsâ zamanına kadar Mısır’da
    kaldılar.


    Hz. Yûsuf, insanların en güzeli; onun hayat
    hikâyesi de, kıssaların en güzelidir. İnsan, bu kıssayı her okuyuşunda
    ayrı bir zevk, ayrı bir lezzet ve ayrı bir ders alıyor. Zâten, Yüce
    Allah, peygamber kıssalarını ders ve ibret almamız için anlatmaktadır
    Hz. Yûsuf kıssasında da gençler için çok güzel ders ve ibretler vardır.
    Gençler, bu kıssayı hayatta bir kere değil, belki her yılda veya her
    ayda bir kere baştan sona kadar iyice anlayarak ve düşünerek
    okumalıdırlar. Bu şekilde yapan gençlerin çok şeyler kazanacağı ve
    hayatta başarılı olacağı kanaatindeyim. Çünkü, Hz. Yûsuf’un hayatında
    bir gence lazım olacak her şey vardır. Bunları sırası ile görelim:



    * Hz. Yûsuf, çocukluğu ve hayatının son dönemi
    hâriç, çok çileli bir hayat yaşamıştır. Yani, onun gençliği çileli ve
    sıkıntılı geçmiştir. Fakat o, bütün bu sıkıntılara rağmen, Yüce
    Allah’tan umudunu kesmemiş, hiçbir zaman yıkılmamıştır.


    * Babası tarafından çok sevilen bir çocuktu.
    Babası, onu ve onun küçük kardeşi Bünyâmin’i çok seviyordu. İlk anneden
    olan diğer kardeşler de bu durumu kıskanıyorlardı. Bu kıskançlık
    onları, üvey kardeşleri Yûsuf’u kuyuya atmaya kadar götürdü. Demek ki,
    kardeşler arasında kıskançlık bir vâkıadır. Babalar ve anneler bu
    durumu bilmeli ve çocukları arasında asla ayırım yapmamalıdırlar.
    Bugün, çocuk psikolojisi üzerine çalışan ve ihtisas yapanlar da aynı
    şeyi söylüyorlar.

    http://islamgezginleri.to-relax.net/
    iyi bilin ki gönüller,ancak Allah C.c'ıanmakla huzur bulur. Ra'd 28
    Sayfa başına dön Aşağa gitmek
    Kullanıcı profilini gör
    Selsebil
    Site Yöneticisi

    Site Yöneticisi


    Ruh Hali :
    Lakap : islamgezginleri
    Rep Gücü : 1396
    Nerden : Topraktan

    MesajKonu: Geri: Müslüman Gençler Hz.Yusûf'u Örnek Almalıdırlar.   Cuma Mayıs 21, 2010 4:47 pm

    *
    Yüce Allah, Kur’ân-ı Kerîm’de, kardeşler arasındaki kıskançlık yüzünden
    meydana gelen iki olay anlatır. Bu iki olaydan biri, Hz. Âdem’in
    oğulları Hâbil ile Kâbil arasında, ikincisi de Hz. Yâkûb’un oğulları
    arasında meydana gelir. Bu iki olayın birbirine benzeyen ve benzemeyen
    yönleri vardır. Her iki olayın da meydana gelmesinin sebebi, kardeşler
    arasındaki çekememezlik ve kıskançlıktır. Her iki olayda da kıskançlık
    çift taraflı değil tek taraflıdır. İki olayın birbirine benzemeyen
    tarafı, kötü niyetli kardeşlerin, mâsûm ve günahsız kardeşe karşı olan
    tutum ve davranışlarıdır. Kâbil’in niyeti, kardeşi Hâbil’i kesinlikle
    öldürmekti ve öldürdü. Hz. Yûsuf’un kardeşlerinin, onu öldürmek gibi
    bir niyetleri yok. Bunu biz, Yüce Allah’ın kitâbından öğreniyoruz.
    Rabbimiz, bu durumu şöyle haber veriyor:


    -“(Kardeşleri) dediler ki: “Yûsuf’la kardeşi
    (Bünyâmin) babamıza bizden daha sevimlidir. Halbuki biz, kalabalık bir
    cemaatiz. Şüphesiz ki, babamız apaçık bir yanlışlık içindedir”.
    (Aralarında dediler ki
    “Yûsuf’u öldürün veya onu (uzak) bir yere atın ki, babanızın teveccühü
    yalnız size kalsın! Ondan sonra da (tevbe ederek) sâlih kimseler
    olursunuz.” Onlardan biri: “Yûsuf’u öldürmeyin, eğer mutlaka (bir şey)
    yapacaksanız, onu kuyunun dibine atın da geçen kervanlardan biri onu
    alsın (götürsün)” dedi.

    Kötülük işlemeye niyetli olanlar birden fazla
    olunca, kötüler, en kötülere etki edebilirler ve onları büyük
    cinâyetlerden alıkoyabilirler. Kâbil’i, bu mânâda yumuşatacak ve
    işlemeyi düşündüğü cinâyetten vazgeçirecek ikinci bir şahıs yoktu.
    İnsan, nefsi ve şeytanı ile baş başa kaldı mı işlemeyeceği cinâyet
    yoktur. Bilinmelidir ki, her insanın en büyük iki düşmanı nefis ve
    şeytandır. Herkes, bu iki düşmandan korunma yollarını aramalıdır.


    Belki de, kardeşleri, Yûsuf’u öldürmekten
    vazgeçtikleri ve ona kıyamadıkları için güzel bir âkıbet ile baş başa
    kaldılar. Kâtil olsalardı, onun canına kıysalardı olayın seyri değişir
    ve neticede kaybeden onlar olurdu. İnsanın canına kıymak, kâtil olmak
    büyük günahlardandır. Büyük günahlardan uzak durmak Rabbimizin emridir.
    Büyük günahlara yaklaşmayanların küçük günahları affedilir. Bu konuda
    Yüce Allah, şöyle buyurur:

    -“Eğer yasaklandığınız büyük günahlardan
    kaçınırsanız, sizin küçük günahlarınızı örteriz ve sizi şerefli bir
    yer(olan cennet)e sokarız.”


    İnsanlar, melekler gibi yaratılışları îcâbı
    günahtan korunmuş değillerdir. Hem günah ve suç işleme kâbiliyetleri
    hem de faziletleri vardır. Faziletleri, nefis ve şeytana karşı
    verdikleri mücâdeleden gelmektedir. Kul, elinden geleni yapınca Mevlâ,
    ufak tefek kusurları örtecek, yüze vurmayacaktır inşâallah.


    * Kardeşleri, Hz Yûsuf’u kuyuya attıktan sonra
    babalarına gidip “ Yûsuf’u kurt yedi” diyerek yalan söylediler. Bu
    sözün yalan olduğu yıllar sonra ortaya çıktı. Yalanı söyleyen
    kardeşler, o zaman çok mahcûb oldular, utandılar.


    Sevgili gençler! “Yalanın dibi yoktur.”
    “yalancının evi yanmış kimse inanmamış.” “Yalancının mumu yatsıya kadar
    yanar.” gibi, nesilden nesile intikal eden at sözlerimiz vardır. Ne
    kadar doğru sözlerdir bu sözler! Değil mi? Hz. Yâkûb’un oğullarının,
    düştüğü mahcûbiyete düşmek istemiyorsanız hayatınız boyunca yalan
    söylemeyin, yalanı ağzınıza almayın. Çünkü, Allah’a inanan bir insana,
    yalan söylemek yakışmaz. Yalan, onun kimliğini ve kişiliğini zedeler.


    * Hz. Yâkûb’un oğulları, kardeşlerini kuyuya
    atıp eve döndüklerinde babalarına, “Onu kurt yedi.” diyerek, yalan
    söylemişlerdi. Babaları da, “ Artık bana sabretmek düşer.” demiş ve
    sabır elbisesine bürünmüştü. Yüce Allah, onların, babalarına yalan
    söylemesini, babalarının da sabır libâsına bürünmesini şöyle anlatır:

    -“Akşam olunca ağlayarak babalarına geldiler.
    “Ey babamız!” dediler. “Biz yarışmak üzere uzaklaşmış, Yûsuf’u da
    eşyâmızın yanında bırakmıştık. (Ne yazık ki) onu kurt yemiş! Fakat, biz
    doğru söyleyenler olsak da sen bize inanmazsın.” Gömleğinin üstünde
    sahte bir kan ile geldiler. (Yakub dedi ki: “Bilâkis nefisleriniz, size
    (kötü) bir şeyi güzel gösterdi. Artık (bana düşen) hakkıyla
    sabretmektir. Anlattığınız karşısında (bana) yardım edecek olan, ancak
    Allah’tır.”


    Başına gelen bu sıkıntı karşısında sabreden ve
    Yüce Allah’a sığınan Hz. Yâkûb, ömrünün sonunda sabrının mükâfatını,
    gözlerine ve oğluna kavuşarak almıştır. Bu güzel insan, bu hâliyle de
    bize örnek olmuştur.

    Sevgili gençler! Bizim, “Sabreden derviş,
    murâdına ermiş.”, “Sabrın sonu selâmettir.” gibi güzel sözlerimiz
    vardır. Bu güzel sözlerin her biri, bir tecrübeden sonra söylenmiş
    sözlerdir. Durum ne olursa olsun, sıkıntı ne kadar büyük olursa olsun,
    bize sabretmek düşer. Çünkü Yüce Allah şöyle buyurur:

    -“Ey îman edenler! Sabır ve namaz ile Allah’tan yardım isteyin. Çünkü Allah, kesinlikle sabredenlerle berâberdir.”

    *Hz. Âdem’i yalnızlıktan, Hz. Nûh’u tûfandan,
    Hz. İbrâhim’i Nemrûd’un ateşinden, Hz. İsmâil’i şeytanın iğvâsından
    koruyan ve kurtaran Yüce Allah, Hz. Yûsuf’u da kuyudan ve Züleyha’nın
    şerrinden korudu ve kurtardı. Sonradan gelen peygamberleri de birçok
    belâ ve musîbetten yine Yüce Allah, korudu ve kurtardı. Hz. Mûsâ’yı
    Firavun’un şerrinden, Hz. Yûnus’u düştüğü balığın karnından, Hz.
    Eyyûb’u mübtelâ olduğu hastalıktan, Hz. Îsâ’yı onu çarmıha germek
    isteyenlerin elinden, Hz. Peygamber’i Mekke müşriklerinden yine O,
    kurtardı.


    Sevgili gençler! Bütün bu olaylar gösteriyor
    ki, bizim her zaman koruyucumuz ve kurtarıcımız, Yüce Allah’tır. Bizim
    Rabbimiz, Yaradanımız, Mâbûdumuz, O’dur. O, hiçbir zaman bizi unutmaz,
    bizi terk etmez. Ama, bizi imtihan eder. Önce ağlatır, sonra güldürür.
    Bunu görebilenlere müjdeler olsun. Biliniz ki, bu da ancak îmân nûru
    ile görülür. Rabbim, îmânımızı kâmil eylesin!(Âmin!)


    Burada şöyle denilebilir:

    “Yukarıda ismi geçenlerin hepsi Yüce Allah’ın
    seçtiği ve insanlara gönderdiği peygamberlerdir. Elbete, Yüce Allah,
    onları düştükleri sıkıntılardan kurtaracaktır. Bu konuda bizi de onlara
    benzettiniz ama biz, peygamber değiliz. Elbette, düştüğümüz
    sıkıntılardan Rabbimizin yardımı ile kurtulacağız, buna inanıyoruz.
    Fakat, bu konuda bir âyet, bir müjde var mı? Bunu öğrenmek istiyoruz.”


    Bu soruya şöyle cevap verelim: Yüce Allah,
    Kur’ân-ı Kerîm’de, Hz.Yûnus’un, balığın karnındaki duâsını kabûl
    ettiğini bize, şöyle haber verir:


    -“Bunun üzerine onun duâsını kabûl ettik ve
    onu kederden kurtardık. İşte biz, müminleri böyle kurtarırız.” Dikkat
    edilirse Yüce Allah, burada, Hz. Yûnus için mâzi (di’li geçmiş zaman)
    kalıbı kullanırken, müminler için müzâri (geniş zaman) kipi kullanarak
    onlara olan yardımının kıyâmete kadar devam edeceğine dikkatleri
    çekiyor. Bu konuda, başka bir âyet meâli de şöyledir:

    -“Biz, sonra peygamberlerimizi ve aynı şekilde
    îmân edenleri kurtarırız. İnananları, üzerimize bir borç olarak
    kurtaracağız.” Bu iki âyet meâli, yukarıdaki sorunun cevâbı için
    yeterlidir, zannederim. Bu konudaki müjdenin kaynağını, âyetlere
    dayandırdıktan sonra, kendimize dönelim ve Yüce Allah’ın yardımına
    lâyık olup olmadığımıza bakalım.


    Sevgili gençler! Hz. Yûsuf kıssasını bitirirken bir konuya daha dikkatinizi çekmek isterim. O da şudur:
    Bildiğiniz gibi Hz. Yûsuf, Züleyha’nın
    gazabına uğramış ve haksız yere hapse atılmıştı. Hapiste boş durmamış,
    hapishâne arkadaşlarını tevhîd inancına dâvet etmiş ve onlarla îmân
    dersleri yapmıştı. Bu arada onların gördükleri rüyâları da yorumlamış
    ve tâbir etmişti. Çünkü, Yüce Allah tarafından kendisine böyle bir ilim
    verilmişti. Rüyâsını yorumladığı arkadaşlarından birisi de Mısır
    kralının hizmetçilerinden biriydi. Ona “ Gördüğün rüyâya göre, yakında
    hapisten çıkacak ve tekrar efendine hizmet edeceksin. Beni de onun
    yanında an, benden ona bahset.” meâlinde sözler söyledi. Bu hizmetçi
    dışarı çıkınca hapishâne arkadaşlarını unuttu. Hizmet ettiği kral bir
    rüyâ görüp de, rüyâları iyi yorumlayan birini arayınca, hizmetçinin
    aklına hemen Hz. Yûsuf geldi. Çabucak hapishâneye gitti ve eski
    arkadaşına kralın rüyâsını anlattı. Ondan aldığı yorumu krala
    ulaştırınca, kral bu yorumu çok beğendi ve “Bu yorumu yapan kişiyi bana
    getirin” dedi. İşte burada Hz. Yûsuf, eline geçen fırsatı değerlendirdi
    ve suçsuzluğunun îlân edilmesini istedi. Kral da bunu kabûl etti.
    Dolayısıyla Hz. Yûsuf, üstünlüğü ele geçirerek, kendisine iftira
    edenlerin yalanlarını kendilerinin îtirafları ile ortaya çıkarırken;
    kendisinin de en yüksek otorite tarafında aklanmasını sağlamış oldu.


    Yüce Allah, olup bitenleri şöyle anlatır:

    -“(Adam bu yorumu getirince) kral dedi ki:
    “Onu bana getirin!” Elçi, Yûsuf’a geldiği zaman, (Yûsuf) dedi ki:
    “Efendine dön de ona: “Ellerini kesen o kadınların zoru neydi?” diye
    sor. Şüphesiz benim Rabbim onların hîlesini çok iyi bilir.” (Bunun
    üzerine kral kadınlara)dedi ki: “Yûsuf’un nefsinden murat almak
    istediğiniz zaman durumunuz neydi?” Kadınlar: “Hâşâ! Allah için, biz
    ondan hiçbir kötülük görmedik.” dediler. Aziz’in karısı da dedi ki:
    “Şimdi gerçek ortaya çıktı. Ben, onun nefsinden murat almak istemiştim.
    Şüphesiz ki o, doğru söyleyenlerdendir.” (Yûsuf dedi ki
    Bu, Aziz’in yokluğunda ona hâinlik etmediğimi ve Allah’ın hâinlerin
    hîlesini başarıya ulaştırmayacağını (herkesin) bilmesi içindir.”

    http://islamgezginleri.to-relax.net/
    iyi bilin ki gönüller,ancak Allah C.c'ıanmakla huzur bulur. Ra'd 28
    Sayfa başına dön Aşağa gitmek
    Kullanıcı profilini gör
    Selsebil
    Site Yöneticisi

    Site Yöneticisi


    Ruh Hali :
    Lakap : islamgezginleri
    Rep Gücü : 1396
    Nerden : Topraktan

    MesajKonu: Geri: Müslüman Gençler Hz.Yusûf'u Örnek Almalıdırlar.   Cuma Mayıs 21, 2010 4:48 pm

    sevgili gençler! İdârî makamlarda bulunmak, çok
    tehlikelidir. İdâreci olmak, çok risklidir. İdâreci olduğunuzda,
    başarılı olamazsanız herkes sizi yıpratır. Başarılı olursanız, o zaman
    da sizi çekemeyenler, sizde ayıp aramaya başlarlar. Şimdikilerin
    ifâdesi ile “kirli çamaşırlarınızı” orta yere dökerler. Hz. Yûsuf, Yüce
    Allah’ın, kendisine verdiği ilim ve basîret ile idâreci olarak tâyin
    edileceğini hissettiği ve insanların idârecileri yıpratma zaafını da
    bildiği için, daha işin başında iken kendini sağlama aldı. Bu hareketi
    ile de inanan gençlere örnek oldu.


    Sevgili gençler! İdâreciliğe heveslenmeniz ve
    kendinizi ona göre yetiştirmeniz elbette güzel bir şeydir. Güzel
    olmayan, kendinizi yetiştirmeden ve ehil olmadan bir makama tâlib
    olmanızdır. Bir de şunu söyleyelim: İnşâallah, herhangi bir kirli
    çamaşırınız yoktur, şâyet varsa, idâreciliğe heveslenmeyin. Sözümüzü
    dinlemez, heveslenirseniz o zaman da muhâliflerinizin size
    yöneltecekleri oklara karşı durmaya hazır olun. Şunu da biliniz ki,
    muhâlifin insâfı yoktur.


    Sevgili gençler! “İnsanların ağzı çuval değil
    ki, bağlayalım.” demişler. Ne kadar da doğru demişler, değil mi?
    Elbette ki, “evet”. Hz. Yûsuf için iftira uyduranlar, senin için, benim
    için uyduramazlar mı? Elbette uydururlar. Öyle ise ne yapalım? Kolay,
    biz de Hz. Yûsuf gibi yapalım. Yani doğru olalım, dürüst olalım, kalem
    gibi olalım, dik duruşlu olalım, işlerimizi Yüce Allah’a havâle edelim
    ve bilelim ki, Yüce Allah, doğruları utandırmaz. Bir de sabretmesini
    bilelim. Bilelim ki, bazı şeyler zamanla halledilir. Özlük
    haklarımızdan vazgeçmeyelim. Bize iftira atanların iftiralarını,
    onların kendi adamlarının elleri ile yüzlerine çarpalım. Pısırık ve
    korkak olmayalım. Doğruluğu ve sadâkati elden bırakmayalım. Şâir ne
    güzel demiş:

    “ İnsana sadâkat yaraşır görse de ikrâh,
    Doğrunun yardımcısıdır Hazreti Allah.”

    Hz. Yûsuf kıssasını bitirirken bir şeye daha dikkat çekelim:

    Yüce Allah, kıssaya başlarken ve kıssayı
    bitirirken bu kıssadan ibret alınması lâzım gediğine vurgu yapıyor.
    Kıssanın ilk âyetlerinden birinin meâli şöyle: -“Andolsun ki, Yûsuf ve
    kardeşlerinde, (almak) isteyenler için ibretler vardır.” Bu kıssanın
    son âyetinin meâli de şöyledir: “Andolsun ki, onların (geçmiş
    peygamberler ve ümmetlerinin) kıssalarında akıl sahipleri için pek çok
    ibretler vardır. (Bu Kur’ân,) uydurulabilecek bir söz değildir. Fakat
    o, kendinden öncekileri tasdîk eden, her şeyi açıklayan (bir kitaptır);
    îmân eden toplum için bir rahmet ve bir hidâyettir.”


    Sevgili gençler! Bu iki âyet meâli, bizim için
    bir rehberdir, yol göstericidir. Akıl sâhipleri, bu kıssayı çok okumalı
    ve gerekli dersleri almalıdırlar. Ben, sizlere, kıssanın geçtiği
    toprakların medeniyetini ve kültürünü çok iyi bilen bir âlimin kitâbını
    okumanızı tavsiye edeceğim. İnandığı dâvâ uğruna, gözünü kırpmadan ve
    geriye bakmadan, üniversite kürsüsünden îdam sehpasına giden, şehîd
    Seyyid Kutub’un “Fî Zilâli’l-Kur’ân” isimli tefsîrinden Yûsuf sûresinin
    tefsîrini sık sık okumanızı tavsiye ediyorum. Ama, ihmal etmeyin,
    muhakkak okuyun, diyorum. Konu, insanların en güzeli olan Hz. Yûsuf;
    anlatan, sözlerin en doğrusunu ve en güzelini söyleyen Yüce Allah;
    tefsîr eden de, şehîd Seyyid Kutub olursa, bu okumanın tadına doyum
    olur mu?



    Hz. Yûsuf kıssasından aldığımız dersleri, birkaç maddede tekrar hatırlayıp geçelim:


    * Kendisini her türlü olumsuzluklardan koruyan gençlerin
    koruyucusu ve yardımcısı Yüce Allah’tır.



    * Hayâ, edep, iffet gibi güzellikler, kadınlarda ve gençlerde daha
    güzel görünmektedir.



    * Gençler, düştükleri sıkıntılara karşı sabır gösterirlerse ve kurtulmaları
    için Yüce Allah’a duâ eder ve ona sığınırlarsa Allah da onları bu belâlardan kurtarır.



    * Gençler, kendilerini ilim, irfan, hayâ, edep, çalışkanlık ve üretkenlik gibi
    özelliklerle süslerlerse bir gün gelir, Mısır’a sultân olurlar.



    * Kötülükleri yüze vurmak, iyilikleri başa kakmak doğru değildir. Müminlere
    yakışan, af ve musâmahadan yana olmaktır.

    Prof. Dr. Mustafa AĞIRMAN

    http://islamgezginleri.to-relax.net/
    iyi bilin ki gönüller,ancak Allah C.c'ıanmakla huzur bulur. Ra'd 28
    Sayfa başına dön Aşağa gitmek
    Kullanıcı profilini gör
     
    Müslüman Gençler Hz.Yusûf'u Örnek Almalıdırlar.
    Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
    1 sayfadaki 1 sayfası
     Similar topics
    -
    » Orhan Bıyıklı ( Yiğit)

    Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
    islamgezginleri :: (¯`·.(¯`·.Hz. Muhammed Mustafa (sav).·´¯).·´¯) :: H.Z MUHAMMED (S.A.V)-
    Buraya geçin: