islamgezginleri
hos geldiniz lütfen üye olunuz


islamgezginleri


 
AnasayfaAnasayfa  KapıKapı  TakvimTakvim  GaleriGaleri  SSSSSS  AramaArama  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  
En son konular
» EN ESKİ VE EN GUVENİLİR
Cuma Şub. 10, 2017 9:51 am tarafından furkan54

» EN ESKİ VE EN GUVENİLİR
Cuma Şub. 10, 2017 9:49 am tarafından furkan54

» Allah Kötülüğü De İyiliği De Murad Eder
Paz Ocak 20, 2013 8:10 pm tarafından Selsebil

» Allah Her Şeyi Önceden Yazı İle Yaratır
Paz Ocak 20, 2013 8:09 pm tarafından Selsebil

» Nefsin mertebeleri
Paz Ocak 20, 2013 8:05 pm tarafından Selsebil

» İnsanda bir kemik hariç hepsi çürür
Çarş. Ara. 26, 2012 8:41 pm tarafından Selsebil

» ----İnsan----
Çarş. Ara. 26, 2012 8:21 pm tarafından Selsebil

» Kalbin Manevi Halleri
Çarş. Ara. 26, 2012 7:58 pm tarafından Selsebil

Arama
 
 

Sonuç :
 
Rechercher çıkıntı araştırma
Ekim 2017
PtsiSalıÇarş.Perş.CumaC.tesiPaz
      1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
3031     
TakvimTakvim
ONLİNE HAC REHBERİ
3D MEKANLAR

Paylaş | 
 

 Kalbin Manevi Halleri

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Selsebil
Site Yöneticisi

Site Yöneticisi


Ruh Hali :
Lakap : islamgezginleri
Rep Gücü : 1396
Nerden : Topraktan

MesajKonu: Kalbin Manevi Halleri   Çarş. Ara. 26, 2012 7:58 pm

Yazan: Tolga ÇELEBİ

MUKADDİME

Bu çalışmamızda, kalbin manevi hallerinden bahsedeceğiz. Yazımıza başlamadan önce, kalbin iki anlamından bahsedelim. Birinci anlamı; her canlıda bulunan ve bedene kan pompalayan organdır. Bu organ; cismani kalptir. İnsanlarda, hayvanlarda hatta ölülerde bile bulunur. İkinci alamı ise bizim inceleyeceğimiz manevi, ruhani kalptir.

Mehmet Ildırar, Semerkand Dergisinin137. Sayısında yayınlanan bir yazısında kalple ilgili şunları söylüyor:
Her yerimizi süsledik, elbiselerle, kozmetikle, takılarla... İyi güzel ama kalbimizi ihmal ettik, kalbimizi viran ettik, yıkıp döktük, çöplük ettik. Kalp, güzel ahlâkın, sevginin, insanlığın mezarı oldu.

Oysa kalp bu halde olunca istendiği kadar süslensin, beden mamur olmaz, gerçekte güzelleşmez. Rabbimiz kalbimize, onun güzelliğine önem verir. Zikirle mamur olmuş kalp sahibinin bedenini de ihya eder. Kalbi, bedeni, aklı fikriyle kulunu korumasına alır, onu sever, kendisini sevdirir. Bir kulun dileyeceği bundan daha güzel bir şey de olmaz.

Kalbin arınması gereken hastalıklarla ilgili İmam Gazalî hazretleri şöyle buyurmuştur: “Ey aziz kişi, bil ki bedenin her bir parçası kendisine verilen işi yapmak içindir. İşini yapmaması, yapamaması onu hasta eder. İşini yarım yapmak, doğru yapmamak da rahatsızlığa yol açar.

Bunlardan biri olan kalp, vücudun en önemli organıdır. Onun işi Allah’ı bilmek, O’nu sevmek, insanı ibadete, kulluğa sevk etmektir.

Kalp sevgi için yaratılmıştır. Bedenin bir organı olarak vücuda kan pompalamakla beraber, içinden nuranî bir bağla Allah’ın “emir” ve “letaif” âlemine bağlıdır. Bilgi, ilim, marifetullah onunla bilinir. Marifetullah dört şeyi bilmekle olur: Dünyayı bilmekle, ahireti bilmekle, nefsi bilmekle, Allah’ı bilmekle...

Bütün bu bilgi insanı kulluğa götürür, Rabbine ibadet eden bir insan yapar. Allah’ın zikrinden gafil olmamak, Allah’tan bir nefes ayrılmamak lazım gelir.

Allah Tealâ hazretleri “Cinleri ve insanları ancak bana kulluk etmeleri için yarattım.” (Zariat, 56) buyurmaktadır. Yüce bir iş için yaratıldık. Bu işi yapmanın ücreti ebedi bir ödül. İşi nasıl yapacağımızın rehberi de Kur’an ve Rasûlullah S.A.V. Efendimiz ’in işleri ve sözleri. Bunlara ittiba etmeden, uymadan kulluk olmaz. Görevimizi başarıyla tamamlayabilmemiz için en büyük desteğimiz, yardımcımız ise Allah’ın izniyle kalbimizdir.

Ahmet B. Hanbel’in Müsned isimli eserinde geçen bir hadis, yukarıda yazdıklarımızı güzel şekilde özetliyor:
“Kulun imanı istikamet bulmaz, ta ki kalbi doğrulmadıkça; Kalbi istikamet bulmaz, ta ki dili doğrulmadıkça.” (Ahmet. B. Hanbel- Müsned-C.3 S.198)

KALBİN ACAYİP HALLERİ

Büyük İslam âlimi İmâm Gazali Hazretleri, yazmış olduğu İhyâ Ulûmi’d-Din adlı eserinin üçüncü cildinde kalbin manevi hallerini detaylı bir şekilde açıklıyor:

İnsanoğlu ancak kalbiyle Allah'ın mârifetine hazırlanabilir. Kalbin dışında herhangi bir azasıyla mârifete hazırlanamaz.

O halde Allah'ı bilen, Allah'a yaklaştıran, Allah için çalışan ve Allah için gayrette bulunan, Allah nezdindeki sırları keşfeden kalptir. Diğer azalar ise kalbin yardımcılarıdır.

Kalp, Allah C.C. Hazretlerinin nazargâhıdır. İnsanoğlu kalbini temizlediği zaman felaha kavuşur, kalbini kirlettiği ve gaflete daldırdığı zaman şekavete sapar ve rahmetten mahrum olur.

Hakikatte Allah'a itaat eden kalptir. İbadetlerden gelen nurlarını azalar üzerine saçan kalptir. Allah'a karşı inat ve isyan bayrağını açan kalpten başka hangi aza olabilir?

Zahirin güzellikleri ve çirkinlikleri ancak ve ancak kalbin karanlık ve nurlu olmasından ileri gelir. Zira her kalp, içindekini dışarıya sızdırır. Kalp, öyle bir şeydir ki insanoğlu onu tanıdığı zaman, muhakkak nefsini tanımıştır. Nefsini tanıdığı zaman muhakkak rabbini tanımıştır.

İnsan kalbini tanımadığı zaman, kendi nefsini tanımamıştır. Kendi nefsini tanımadığı zaman da rabbini tanımamıştır. Kalbini bilmeyen de kalbinin gayrisini haydi haydi bilemez.

Zira insanların çoğu, kalplerini ve nefislerini bilmemekte, kalpleri ve nefisleri arasında perdeler gerilmiş bulunmaktadır.

Tirmizî’de geçen bir hadiste; Peygamber S.A.V Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:

“Ey kalpleri evirip çeviren Allah! Benim kalbimi dinin üzerinde sabit kıl!”

Bunun üzerine Ashâb-ı Kirâm Hz. Peygamber'e şöyle sordular:

“Ey Allah'ın Rasûlü! Sen korkar mısın?”
“Bana teminat veren ne vardır? Kalp Rahmân'ın (kudret) parmaklarından ikisi arasındadır. Onu dilediği gibi evirip çevirir.”

Ayrıca; En’âm suresi 125. Ayette şöyle buyrulmaktadır:

“Allah kime hidayet etmeyi dilerse, onun göğsünü İslâm'a açar, gönlüne genişlik verir. Kimi de sapıklıkta bırakmak isterse, onun kalbini öyle daraltır, sıkıştırır ki göğe çıkıyormuş gibi dar ve tıkanık yapar.”
Buhârî ve Müslim'de geçen bir hadiste; Ebu Hüreyre R.A. Hazretleri, Peygamber S.A.V. Efendimizin şöyle buyurduğunu rivayet eder:

"Allah Teâlâ, koruyucu meleklere 'Benim kulum herhangi bir günahı işlemeye kast ve teşebbüs ederse, onu yazmayın. Eğer onu bilfiil işlerse, o zaman bir günah olarak yazın. Eğer kulum bir sevabı işlemeyi kast ve teşebbüs ettiği halde bilfiil işlememişse, onu bir hasene (bir sevap) olarak yazın. Eğer bilfiil işlerse, o vakit on sevap yazın' buyurur.

Bu hadîs, kalp amelinin ve günahı işleme teşebbüs ve kasdinin bağışlandığına delildir. Başka bir lâfızda şöyle gelmiştir:

"Kim herhangi bir sevabı işlemeyi kastederse, fakat buna rağmen işlemezse, ona bir sevap yazılır, kim herhangi bir sevabı işlemeyi kastederse ve bilfiil işlerse, ona yedi yüz katına kadar sevap yazılır. Kim bir günah işlemeyi kastederse ve bilfiil işlerse, ona yedi yüz katına kadar günah yazılır. Kim bir günah işlemeyi kasteder ve bilfiil yapmazsa o günah defterine yazılmaz. Eğer işlerse o zaman yazılır." (Buhârî, Müslim)

Kalbi karartan günahlardır. Günahlar kalbi kararttığına göre günaha sebep olacak şeylerden de kaçmak gerekir. Mesela uyku mubahtır. Ancak çok uyumak kalbe kasvet verip günah işlemeye zemin hazırlar.

KALBİN TEMİZLENMESİ NURLANMASI NASIL OLUR?

Gavs-i Sani Hazretleri K.S. kalp temizliğinin zikir ile yapılacağını aşağıdaki gibi açıklıyor:

Kalbi temizlemek lazım. Kalbi temiz tutmak lazım. Kalbin temizliği zikirle olur. Başka türlü olmaz… Olmaz…

”Zikre devam ediniz, virde önem veriniz. Çünkü kalbin tek ilacı zikirdir.”

”Yüce Allah’ı zikre devam ediniz. Zikir çekerken uyanık olunuz. Allah zikrini kalbinizin içine yerleştiriniz. Zikir kalbe yerleşince siz istemeseniz de kalp Yüce Allah’ı zikreder. Midenizi düşünün; o,siz istemesiniz de kendi işini görür. Siz uyurken bile işine devam eder. İçine zikir yerleşen kalp de böyledir.”

”Bir insan yemek yemese aç kalır, halsiz düşer, kalbin gıdası da zikirdir ve çekilmeyince o kalb ölür.”

”Kalbin gıdası zikirdir. Günahlar ise, şeytanın gıdasıdır. Kalbini diriltmek ve beslemek isteyen kimse Yüce Allah’ın zikrini çok yapmalıdır. Günah işleyenler, kalplerini zayıflatıp şeytanı kuvvetlendirmiş olurlar. Şeytanı kuvvetli olanın dini zayıf olur. Onun için haramlardan uzak durmalıdır.”

”Zikir kalbin gıdasıdır; gıdasını almayan kalp zayıflar, sonra ölür. Kalp ancak zikir ile beslenir, kuvvetlenir, tatlanır, manen hayat bulur. Haramlar ve işlenen günahlar ise, şeytanın gıdasıdır. İşlenen günahlar, insanın kalbini zayıflatır; onun düşmanı olan nefsi ve şeytanı kuvvetlendirir. Bu nedenle, insanın içinde kalp, nefis ve şeytan devamlı mücadele hâlindedir. Rabbül-Alemin: Dikkat edin, uyanık olun; kalpler ancak Allahın zikriyle huzur bulur, buyurmuştur.” (Ra’d 28)

Seyyid Abdülhakîm Arvasi HHhazretleri buyuruyor ki:

Zikretmekle kalb temizlenir, Allah'ın sevgisi elde edilir, ibadetin tadı duyulur, iman kuvvetlenir, namaz kılmak hevesi artar, dinimizin emir ve yasaklarına kolayca uyulur. Taklitçilikten kurtulup, vicdaniliğe kavuşulur. Kur’an-ı kerimdeki, (Allahü teâlâyı çok zikredin!) emri bunu göstermektedir. (Cuma10) [Saadeti Ebediyye]

Akıllı kimse kalbini ihmal etmez. Hiç kimse kalbinin terbiyesini küçümseyemez. Bu iş, insanın en birinci işidir. Her mümin, Yüce Allah ile hukukunu ve dostluğunu kontrol etmelidir. Kalbinin katılığına üzülmeli, ağlamalı, bir çaresine bakmalıdır. Karnı acıkan bir Müslüman, açlığını gidermeden nasıl rahat edemiyorsa, kalbinin ihtiyaç ve hastalıkları için de aynı çabayı göstermelidir. Yoksa derdi hiç bitmez. Kalbinin ilacına yönelen kimse, ciddi olmalıdır, ilacına ve doktoruna sımsıkı sarılmalıdır.

Yahya B. Muaz (Rahmetullahi Aleyh) kalbi şöyle anlatır: “Kalp içli bir et parçasıdır. İçi yaratılış cevheri ile doludur. Çevresi teklik bahçesi ile kuşatılmıştır. Altı nurani bir meydandır. Allah-u Zülcelal ona her an ve her dem, rahmet ve şefkatle nazar eder. Bu halinde o kalp, Allah ve onun zikrinden alıkoyan şeyler arasında döner durur. Bir yandan Allah-u Zülcelal’in şefkat ve merhamet bakışı, bir yandan da onu ayırmak isteyen masiva.

Bir büyük zata şöyle sormuşlar: “Bir kalp bozulduktan sonra, o eski haline nasıl getirilebilir?” Şu cevabı vermiş: “ Hakkın saltanatını oraya kurmakla.” Bunun nasıl olabileceği sorulduğunda ise şöyle demiş: “Hakkın zatından gayrı ne varsa oradan çıkıp gidinceye kadar. Sonra, Hak Saltanatı kurulur.”
Ebu’d Derda (ra) şöyle anlatıyor: “Allah-u Zülcelal’in bir ta
kım kulları vardır ki, onların kalbi Hak aşkı ile uçar. Onların bu uçuşuna, şimşeklerin hızı, bir misal dahi olamaz.”

Resulullah (sav) Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Ebu Bekir sizi, kıldığı namaz ve tuttuğu oruçla geçmedi. Onun kalbine şu mana yerleşmiştir. Allah azı, az olduğu için reddetmez. Çoğu da, çok olduğu için kabul buyurmaz. O, ancak takva sahiplerinin yaptığını kabul buyurur.”

Bazı büyükler şöyle anlatırlar: “Kalbini her hangi bir makama bağlayanlar, doğruluktan yana nasipsizdirler. Asıl doğru, kalbini makamların sahibine verendir. Bu hal mücerret (saf; katıksız) olacak. Allah-u Zülcelal ile ikinci bir varlık bilinmeyecek.”

Sabit Nessac bir konuşmasında şöyle anlattı: “Ben, nice yıllar Kur’an okudum. Bu halimde Allah’tan da korkardım. Ama hiçbir şey elde edemedim. Bu arada korkudan geçmeyi düşündüm ve ümitle okumaya başladım. Birkaç yılım da böyle geçti. Fakat yine bir şeyin sahibi olamadım. Bunun üzerine, korkuyu da, ümidi de bıraktım. Yalnız Allah için okudum. İşte o zaman, her şeyi buldum. En büyük azizliğe o zaman kavuştum. En büyük mertebeleri o dem buldum.”

Nice büyükler, yaptıkları nefse karşı çetin mücadeleden sonra, şu kanaate varmışlardır; Bir kimse kendisini Allah-u Zülcelal’e ne kadar yakın hissediyorsa, ona o kadar yakındır.

Yahya b. Muaz (Rahmetullahi Aleyh) şöyle anlatıyor: “Kalbi dünyaya verirsen, ziyan olur. Ahirete atarsan erir. Mevla’ya teslim edersen, hoş olur.”

Risâleonline isimli web sitesinde yayınlanan bir makalede, kalp temizliği aşağıdaki şekilde yapılmalıdır:

Kalb temizliği, kalbin manevi kirlerden ve hastalıklardan arınmış olması demektir. Bu temizliğin en büyüğü, kalbin küfür karanlıklarından temizlenerek, iman nuruyla aydınlanmış olmasıdır.

Sonra, Allah’a karşı ibadet ve kulluk şuuru taşımak, O’na asi olup nankörlük etmekten şiddetle sakınmak, Kısacası Rabbine karşı olan vazifelerinde titiz davranmaktır. Daha sonra, kalbin kötü duygu ve niyetlerden arınarak İslam ahlakının gerektirdiği güzel duygularla donanmasıdır. Bu duygulardan en mühim bazılarını alt alta sıralayalım.

1- Gurur, kibir ve kendini beğenmişlik duygularından arınmak, tevazu sahibi ve alçak gönüllü olmak.
2- Hakperest ve başkalarının haklarına saygılı olup haksızlık ve yanlışlıktan taraf olmamak.
3- Şefkat ve acıma duygusuna sahip olup zalimlikten uzak olmak.
4- Gösterişi terk edip Allah rızasını her şeyin önünde görmek
.5- Bencillik ve cimrilik duygularını terk edip yardımseverlik ve cömertlik duyguları taşımak.
6- Su-i zan ve kötüye yormayı terk edip, hüsnü zan ve hoşgörü sahibi olmak.
Başka bazı maddelerin de bunlara ilave edilmesi mümkündür. Biz ilk anda en çok hatıra gelmesi gerekenleri yazmaya çalıştık. Özetle, iman, ibadet ve güzel ahlakın üçünü birden taşımadıkça insanın kalbi temizlenmiş olmaz.

Benim kalbim temiz diyen kişiye, hayır senin kalbin temiz değil manasına gelecek bir tarzda konuşmak da doğru değildir. Bunun yerine ona şöyle bazı sorular sorulabilir:

1- Kalb temizliğinin ölçüsü nedir?
2- Kalbi yaratan Allah, bizden nasıl bir kalb temizliği beklemektedir?
3- Kişinin kendi kendini temize çıkarması, gerçek durumu yansıtır mı?
4- Kişinin kendini bu şekilde övmesi kalb temizliğine uygun bir davranış mıdır?

Allahu Teâlâ Hazretleri insana, Allah’ı yüceltmeye ve onu sevmeye ve ona tapmaya yarayacak; beğenmek, takdir etmek, kusursuz bulmak, sevmek, tapmak gibi bazı güzel duygular vermiştir. Fakat insan nefsi bu kabiliyetlerini Allah’a yönlendirmesi gerektiği halde nefsine yönlendirir ve kendine tapmaya başlar. Kendinin çok değerli ve üstün bir insan olduğuna ve kusursuz, tertemiz olduğuna inanır. Eğer kendisine, ibadeti terk etmek ve büyük günahlara girmek gibi bazı önemli yanlışları gösterilirse, bu sefer kendini şöyle yüceltir:

“Sen benim dışarıdan böyle göründüğüme bakma. Benim kalbim temiz.” Yani her hâlukârda kendini kusursuz görmeye şartlanmıştır.

İnsanın bu halini Üstad Bediüzzaman şöyle anlatır:

“Fıtratında tevdi edilen (yaratışında emanet bırakılan) ve Mabud-u Hakikî'nin (Hakiki ibadete layık olan Allah’ın) hamd ve tesbihi için ona verilen cihazat ve istidadı (ruhundaki manevi cihaz ve kabiliyetleri), kendi nefsine sarfederek ‘Hevâsını ilah edineni gördün mü’ (ayetinin) sırrına mazhar olur. Kendini görür, kendine güvenir, kendini beğenir.” (17 ve 26. Söz’ün zeyli)

Allah’ın bizden istediği, nefsimizi avukat gibi savunmak değil, bunun tam aksini yapmaktır. Ayette şöyle emrediyor: “nefislerinizi temize çıkarmayın!” Yani bizlere düşen vazife, “benim kalbim temiz gibi” sözlerle nefsimizi temize çıkarmak değil, nefsimizin, göremediğimiz ve görmek istemediğimiz kusurlarını teşhis ederek, onlar için istiğfar ve bağışlanma dilemek ve tedavi etmek için çareler aramaktır. Kulun kendi kendini temize çıkarması ahrette hiçbir fayda vermez. Çünkü orada insanlar, kendi lehlerindeki şehadetleriyle değil, defterlerinde yazılan amelleriyle muamele göreceklerdir. Önemli olan bu dünyada, kendini ve başkalarını nefsin hileleriyle kandırmak değil, orada temize çıkabilmektir.

Bakın Kur’an, hesap günü defterlerinde yazılı olan amelleri gördüklerinde günahkâr kimselerin yaşayacakları şaşkınlıklarını nasıl tasvir ediyor! “Ve (mahşer günü) kitap (amel defteri, ortaya) konulmuştur. Artık günahkârları görürsün ki onda (yazılı) olanlardan korkarak: “Vay hâlimize! Bu defter nasıl olmuş da küçük büyük hiçbir şey bırakmadan hepsini sayıp dökmüş?” derler. Böylece yaptıklarını hazır olarak bulmuşlardır. Rabbin ise hiç kimseye zulmetmez.” (Kehf, 49)

Allah C.C. Hazretlerini her an zikretmeliyiz. Allah dostu veli zatlar, kalbin bir an dahi Allah’tan uzak ve gaflette kalmasına izin vermezlerdi. Konuyla ilgili olarak Bakara Suresi 152. Ayette şöyle buyrulmuştur:

"Öyle ise siz Beni zikredin. Ben de sizi zikredeyim. ”

Bu ayetten de anlaşılacağı üzere zikir bir emirdir. Farzdır. Ben de sizi zikredeyim buyruğu bu emre verilen, O’nun cevabından ibarettir. Sen O’nu zikret, O da seni zikredecek, ne büyük bir ikram ve müjde. Unutmayın Allah'ın sizi anması, sizin onu anmanızdan daha büyük ve yücedir.

Zikrullah dil ile olur, sonra kalbe iner yerleşir, oradan da azalara yayılır. Vücud zikir olur, o zikredeni görenin aklına Allah gelir. Zikreden zikrin anahtarı olur.

Allah Resulü S.A.V. Efendimiz buyurdu ki:

"İnsanlar arasında zikir anahtarları vardır. Onlarda Allah'ın zikrini gördüklerinde hemen zikrederler."(Taberani)

Allah’ı öyle zikret ki seni gören her şey coşkuyla Allah’ın zikrine koşsun, O’nu zikretsin. O’na şükretsin, nankörlerden olmasın. Zikretmemek büyük nankörlüktür. Hele O’nun seni zikredeceğini bile bile.

Ankebut Suresinin 45. Ayetinde şöyle buyrulmuştur: “Allah'ı zikretmek en büyük ibadettir.” Bir kulun, Yaratıcısı olan Rahman’ı zikretmesinden daha faziletli bir şey yoktur.
Hocamın duası ile yazımızı sonlandıralım:

Allah bizleri; aşkından, zikrinden, şükründen, muhabbetinden, Rızayı İlahisinden, Habibinin izinden, Habibinin sünnetinden, ahkâm-ı Kur’aniye’den bir an Vahid dahi ayırmasın. Kalplerimizi nurlandırsın. Hem dil ile hem kalp ile zikretmenin manevi coşkusunu yaşamayı nasip etsin.

Selam ve dua ile

http://islamgezginleri.to-relax.net/
iyi bilin ki gönüller,ancak Allah C.c'ıanmakla huzur bulur. Ra'd 28
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Kalbin Manevi Halleri
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
islamgezginleri :: (¯`·.(¯`·.KüLTüR-eDeBiYaT.·´¯).·´¯) :: Serbest kürsü-
Buraya geçin: