islamgezginleri
hos geldiniz lütfen üye olunuz


islamgezginleri


 
AnasayfaAnasayfa  KapıKapı  TakvimTakvim  GaleriGaleri  SSSSSS  AramaArama  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  
En son konular
» EN ESKİ VE EN GUVENİLİR
Cuma Şub. 10, 2017 9:51 am tarafından furkan54

» EN ESKİ VE EN GUVENİLİR
Cuma Şub. 10, 2017 9:49 am tarafından furkan54

» Allah Kötülüğü De İyiliği De Murad Eder
Paz Ocak 20, 2013 8:10 pm tarafından Selsebil

» Allah Her Şeyi Önceden Yazı İle Yaratır
Paz Ocak 20, 2013 8:09 pm tarafından Selsebil

» Nefsin mertebeleri
Paz Ocak 20, 2013 8:05 pm tarafından Selsebil

» İnsanda bir kemik hariç hepsi çürür
Çarş. Ara. 26, 2012 8:41 pm tarafından Selsebil

» ----İnsan----
Çarş. Ara. 26, 2012 8:21 pm tarafından Selsebil

» Kalbin Manevi Halleri
Çarş. Ara. 26, 2012 7:58 pm tarafından Selsebil

Similar topics
Arama
 
 

Sonuç :
 
Rechercher çıkıntı araştırma
Mart 2017
PtsiSalıÇarş.Perş.CumaC.tesiPaz
  12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728293031  
TakvimTakvim
ONLİNE HAC REHBERİ
3D MEKANLAR

Paylaş | 
 

 Allah Kötülüğü De İyiliği De Murad Eder

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Selsebil
Site Yöneticisi

Site Yöneticisi


Ruh Hali :
Lakap : islamgezginleri
Rep Gücü : 1396
Nerden : Topraktan

MesajKonu: Allah Kötülüğü De İyiliği De Murad Eder   Paz Ocak 20, 2013 8:10 pm

Allah Kötülüğü De İyiliği De Murad Eder
Kulların bütün işleri Allah’ın dilemesi, bilgisi, kazası ve kaderi ile meydana gelir. Tâat ve ibadetlerin hepsi Allah’ın emri, mahabbeti rızası, bilgisi, dilemesi, kazası ve kaderi ile sabit olur. Bütün kötülükler de Allah’ın bilgisi, kazası, takdiri ve dilemesiyle olur. Fakat, Allah Teâlâ bunlara razı değildir, bu işleri istemez.
Kendisine yapılan itaatlara razıdır. Çünkü Cenabı Allah:

“Allah’a ve Resulüne itaat edin.” [191] buyuruyor. İtaatlara Allah’ın muhabbeti vardır. Zira bu konuda da şöyle buyuruyor:
“Allah kendinden korkanları sever.” [192]
“Allah iyilik yapanları sever.”[193]
“Allah, tevbe edenleri temizlenenleri sever.” [194] buyuruyor.
Allah kötülüklere rıza göstermez. Çünkü bu konuda şöyle buyuruyor.
“Allah kâfirleri sevmez.” [195]
“Allah zalimleri sevmez.” [196]
“Allah kullarının küfrüne razı olmaz.” [197]
“Şüphesiz Allah adaletle, iyilikle, yakınlara vermekle emreder ve zinadan, kötülüklerden zulüm yapmaktan yasaklar.” [198]
Yasaklama emrin zıddıdır. Bu sebeple küfrün Allah emri ile düşünülemez. Bu, selef âlimlerinden nakledilen meşhur sözdür.
Selef her işin toplu olarak Allah Teâlâ’ya nisbet edilmesinin caiz olması hususunda ittifak etmişlerdir. Şöyle denilir: Bütün kâinat, Allah’ın muradıdır. Selef âlimlerinden bazıları, tafsilâta girmeyi menederek şöyle demişlerdir:
“Yukarıdaki sözün açıklamasında, Allah Teâlâ küfrü, zulmü ve fıskı murad etmiştir, denilemez. Çünkü bu söz küfrü hatıra getirir ve Allah’a karşı terbiyeye riayet etmek ge*rekir. Nitekim “Allah bütün eşyayı yaratmıştır.” denilir, fakat “pis*liklerin yaratıcısıdır” denilmez.

Sonra bil ki; bir âlim İmam Âzam’ın ibaresini şöyle açıklıyor: Tâat ve kötülükler, yaratılması için yapılırlar. En iyisi bizim takrir ettiğimiz husustur. O da şudur: Allah’ın emri umumîdir. Bu mesele İmam Âzam’ın “el-Vasıyye” adlı kitabında açıklanmıştır. İmam Azam o kitapta şöyle diyor:
“Biz ikrar ediyoruz ki, ameller üç türlüdür. Biri hem amel, hem de itikad yönünden farz, diğeri itikat yönünden de*ğil yalnız amel yönünden farzdır. İkincisi fazilettir, yani sünnet, yahut müstahap, yahut nafiledir. Üçüncüsü haram, yahut mekruhtur. Allah’ın farz kıldığı ameller, O’nun emri, iradesi, meşîeti, kazası, tak*diri, rızası, muvaffak kılması ve yaratması iledir. Yani kulun işini yaratması, hükmüne uygun olarak olmaktadır.


İmam Âzam’ın metinde “Bunlar Allah’ın, kavli, hükmü, ilmi ve Levh-i Mahfuz’daki yazısı iledir,” sözü açıktır, izaha ihtiyacı yoktur. Bu, meşîet ile irade arasındaki farktır. Meşîet şuhûdiyet mertebesin*de olup ezelîdir. İrade meşietin, var olma anında işe tâalluk etmesidir. Bu makamda benim kalbime doğan düşünce budur. Doğrusunu Allah bilir. Yine “Allah’ın hükmü iledir” sözü de açıktır. Zira bununla ya özel olan hüküm kasdedilir. Bu da birinci kaza manasındadır. Yahut bu âlemdeki oluş dünyasına ait emir kasdedilir. Bu manada emrin bahsi geçmiştir.
Faziletler kısmına dahil olan ameller ise Allah’ın emri değildir. Yani fazilet, kafi yahut zannî bir hükmü gerektiren emir ile değil*dir. Ancak istihsan yolu ile o emrin mefhumuna dahil edilmiştir. Fa*zilet cinsinden olan ameller de İmam Âzam’ın:
“Lâkin bu ameller, Allah’ın meşîeti, mahabbeti, rızası, kazası, takdiri, muvaffak kılması, yaratması, iradesi, hükmü, ilmi ve “Levh-i Mahfuz”daki yazısı iledir.”sözünün mefhumuna dâhildir. Bizler Levh-i Mahfuz’a, kaleme ve Levh-i Mahfuz’da bulunan bütün yazılara inanırız. Günah, Allah’ın emri ile değildir, lâkin meşieti, iledir, mahabbeti ile değildir. Kazası iledir, rızası ile değildir. Takdiri ve yaratması iledir. Tevfiki ile değildir. Allah’ın kulu muvaffak kılması Levh-i Mahfuz’da onu yazması iledir.

İbn-i Humam’ın “Müsâyere”de zikrettiğine göre, Ebû Hanîfe’den iradeyi rıza ve mahabbet, cinsinden kabul edip meşieti böyle kabul etmediği rivayet edilmiştir. Çünkü İmam’dan şöyle bir fetva rivayet ediliyor: bir kimse karısına seni boşamak istedim (şi’tü lâfzı ile) derse ve boşamayı niyet ederse karısı boş olur. Boşamayı murad ettim, yahut sevdim, yahut razı oldum, ifadeleri ile söyler de boşamayı niyet ederse karısı boş olmaz. Çünkü meşîet, rıza, mahabbet ve irade sıfatları kullarda farklı manalara gelmektedir. İbn-i Humam’ın ri*vayet ettiği bu söz, dediği gibi değildir. Ehl-i Sünnet’in çoğunluğu*nun görüşüne muhaliftir. Peygamber aleyhisselâm’dan, selef âlimle*rinin ittifak ettikleri:
“Allah’ın dilediği olur, Allah’ın dilemediği ol*maz.” sözü rivayet yolu ile sabit olmuştur.
Mutezile bu iki esasta Ehl-i Sünnet’e muhalefet ederek Allah Teâlâ’nın kötülükleri murad etmesini inkâr etmişlerdir. Delilleri de kendi inançlarınca

“Allah kullarına zulmetmeyi murad etmez.”
“Al*lah kullarının küfrüne rıza göstermez.”
“Şüphesiz Allah kötülükleri emretmez.”

“Allah fesadı sevmez.” mealindeki âyet-i kerîmelerdir. Onların bu görüşleri, irade, mahabbet, rıza ve emrin birbirinden ayrılmaz mefhumlar olduğu inancına dayanmaktadır, Mutezile taifesi derler ki; Allah Teâlâ, kâfirin iman etmesini murad etmiştir, küfretmesini değil. Yine isyanda bulunan kişinin kötülük yapmasını değil itaat etmesini istemiştir. Zira onlara göre, çirkin olan bir işi murad etmek de çirkindir. Buna göre, Mutezilenin inancında kulun işlerinin çoğu Allah iradesinin hilâfına olmaktadır. Halbuki Allah’ın âyetleri açıkça onların söyledikleri hilâfına delâlet etmektedir. Nitekim Ce*nabı Hak şöyle buyuruyor:
“Kime hidayet etmeyi dilerse, onun göğsünü İsâm’a açar, gönlüne genişlik verir. Her kimi de sapıklığa bırakmak isterse, onun kalbini öyle daraltır, sıkıştırır ki, iman teklifi karşısında göğe çıka*cakmış gibi olur.”[199]
“Eğer Allah dileseydi bütün insanlara hidayet verirdi.” [200]
“Eğer dileseydik heskese hidayetini verirdik.” [201]
“Allah dilemeyince siz dileyemezsiniz.” [202]
“Allah dilediğini hükmeder.” [203]
“Allah, yaptıklarından sorumlu değildir, fakat kullar sorumlu darlar.” [204]
Rivayet edildiğine göre, Mutezilenin ileri gelenlerinden biri olan Kadı Abdul-Cebbar el-Hemedânî Sahıb b. Abbad’ın huzuruna gitmiş. Ehl-i Sünnet imamlarından biri olan Ebû İshak el-İsferayîni de Sa*hibin yanında bulunuyordu. Abdül-Cebbar, Ebû İshak’ı görünce:
“Kötülüklerden münezzeh olan Allah’ı noksan sıfatlardan beri kılarım.” dedi. Buna karşılık Üstaz Ebû İshak da:
“Mülkünde dilediğin*den başkası bulunmayan Allah Teâlâ’yı tenzih ederim.” şeklinde mukabele etti. Kadı Abdül-Cebbar bunun üzerine:
“Rabbimiz, ken*disine isyanda bulunulmasını diler mi?” deyince: Üstaz Ebû İshak:
“Rabbimize zorla isyan yapılabilir mi?” dedi. Kadı Abdül-Cebbar:
“Allah beni hidayetten meneder ve benim üzerime kötülükle hük*mederse ne olacak söyle? Bana iyilik mi, kötülük mü etmiş olur?” Üstaz:
“Eğer Allah seni, lehinde olan şeylerden menederse kötülük etmiş olur, fakat kendi hakkından menederse Allah’tır, rahmetini dilediğine tahsis eder.” dedi. Bunun üzerine Kadı Abdül-Cebbar mars oldu.
Sözün kısası, güzellik kulun kendi işidir. Dünyada öğülmeyi âhirette ise sevaba nail olmayı gerektirir. Çirkin işler de yine kulun işlerinden olup dünyada kötülenmeyi, âhirette ise azabı gerektirir. Şu var ki kötülükler Allah’ın rızası ile meydana gelmez. Ancak kazası ve iradesi ile meydana gelir. Çünkü Cenabı Hak şöyle buyuru:
“Allah kulunun küfrüne razı değildir.”[205]
İrade, meşiet ve takdir kulların bütün işlerine tâalluk eder. Rıza, mahabbet ve emir ancak güzel işlere tâalluk eder, çirkin işlere tâal*luk etmez. Meselâ; Allah Teâlâ kullarından bazılarının kâfir olacakIarını bildiği halde onlara iman etmeyi emretmiştir.

Sonra bil ki; kulun taatı, takati ölçüsündedir. Nitekim Cenabı Al*lah bir ayet-i kerimede şöyle buyuruyor.
“Allah, hiçbir nefse gücünün yettiğinden başkasını teklif etmez.” [206]
Kulun, itaat teklifine ehil olacağı kudret, bilgi ve ibadet yönün*den üzerine gerekli olan vecibeyi yerine getireceği âletlerin sağlam olmasıdır. (Meselâ, akıl ve sıhhat gibi.) Bu sebepten teklif çağına gel*memiş çocuklar ve deliler iman etmekle mükellef değildirler. Dilsiz, diliyle imanını ikrar etme yükümlülüğünde değildir. Namazda ayak*ta durmaktan âciz olan hasta da kıyam ile mükellef değildir. Ebû Cehil, akılsız değildi. Allah’ın varlığı ve birliğini tasdik etmeğe ve itiraf etmeğe gücüm yetmiyordu, diyemez. Sıhhat bakımından sağlam ol*duğu halde namazını kılmayı terkeden kimse de: namaz kılmaya gü*cüm yetmiyor, diyemez. Hulâsa, kul, işi kaza ve kadere bırakarak kendi kudreti dahilinde bulunan işlerinden dolayı mazeret dileyemez. Bu meselede meşhur bir müşkil vardır. Onu :
“Kâfirleri korkutsan da, korkutmasan da birdir. Onlar iman etmez” âyetinin tefsirinde zikrettik. Bu âyet, Allah Teâlâ’nm iman etmeyeceklerini bildiği Ebû Cehil, Ebû Leheb ve diğer muannid kâfirler [207] hakkında inmiştir. Buradaki müşkilin işkâl yönü açıktır. Çünkü Allah Teâlâ, o kâfirlerin, iman etmeyeceklerini ve küfür üzerinde öleceklerini bildiği halde onlara iman teklifinde bulunmuştur. Bunun cevabı şöyledir: haddizatında o kâfirlerin iman etmeleri imkânsız değildi. Zira Allah Teâlâ’nın ilmi, onların iman etmemelerine tâalluk etmiştir. Onlar iman etmemekle bir taraftan Allah’a karşı isyanda bulunmuşlardır. Bir yandan da Allah’ın emrine boyun eğmişlerdir. Bu mana şu âyetten de istifade edilir:
“Halbuki göklerde ve yerde ne varsa hepsi ister istemez O’na bo*yun eğmiştir ve âhirette ona döneceklerdir.” [208]
Yâni göklerde ve yerde ne varsa, kulların Rabbinin iradesine boyun eğmiştir. Dünyada kaderin sırrı beşer üzerine gizlidir. Belki âhi*rette de gizlidir. Bunu düşün Yüce Allah bir âyette şöyle buyuruyor:
“De ki tam hüccet Allah’ındır. O dileseydi hepinizi hidayete er*dirirdi.” [209]
Hulâsa istitaat (iş yapma kudreti), kuldaki sebep ve âletler sağ*lam olduğu zaman işin yapılması anında Allah Teâlâ’nın yarattığı bir sıfattır. Kul eğer hayır yapmak isterse Allah Teâlâ, onun için hayır yapma gücünü yaratır. Eğer kul iradesini kötüye kullanarak kötülük yapmak isterse, Allah Teâlâ, kulda kötülük işini yapma kudretini yaratır. (Daha başka bir deyiş ile hayır yapmak üzere kula verdiği gücü Cenabı Allah kötülük yapacağı zaman elinden almaz. Çünkü bu güç dünyada yaşadığı müddet kulun kendinden ayrılmaz bir güç*tür. Bu kudret alınınca kulun ölmesi gerekir. Cenabı Allah kula, dün*ya hayatında belli bir zaman kalma fırsatı verdiğine göre, kul bu kudretini dilediği gibi sarf etme yetkisine sahiptir, “mütercim.”) İşte böylece hayır yapma kudretini zayi etmiş oluyor. Dolayısıyla kötü*lenmeye ve azaba müstahak oluyor. Allah Teâlâ, kâfirleri hak sözü duymadıkları için kötülüyor. Yani kâfirler Hz. Peygamberdin sözleri*ni düşünerek ve gerçeği arayarak hakikatla ilgili sözleri dinlemek istemedikleri için onları kötülüyor. Amel etmek, hakkı kabul etmek için bu sözleri dinlemiyorlar, belki inkâr tariki ile dinliyorlar.
İstitaat sözü sebepler, âletler ve azaların sağlamlığı manasında da kullanılır. Nitekim Cenabı Hak şöyle buyuruyor:
“Allah’ın insanlar üzerinde yoluna gücü yetenler için Beytullah’ı ziyaret etme hakkı vardır.”[210]
Teklifin sıhhati, ilk manadaki istitaata göre değil de sebep ve aletlerin sağlamlığı manasındaki istitaata dayanır. Düşün ki, Ebû Hanîfe’ye göre, kudret, iki zıd manaya da yetkilidir. Yani ayni güç ile kul, iyilik de kötülük de yapabilir. Öyle ki, küfre sarfedilen kudret aynen imana sarfedilen kudrettir. Bunda bir ihtilâf yoktur. İhtilâf, kudretin tâallukundadır. Kudretin iyilik ve kötülüğe tâalluk et*mesi, kudretin kendinin de iki tane olmasını gerektirmez. Kâfir, mü*kellef bulunduğu imana gücü yeter. Fakat, kendi ihtiyarı ile bu kud*retini imana sarfetmeyip küfre sarfederek zayi etmiştir. Bu sebeple kâfir kötülenmeye ve azaba lâyık olmuştur. Yukarıdaki âyetin tefsiri sadedinde kâfirin haddizatında iman etmesinin imkânsız olmadığı*nın izahı budur.
Başka sebeplerle imanın imkânsız olduğu istifhamına gelince, bu konuda şöyle iddia ediliyor: Allah, emrettiğinin hilafını bilmiştir, yahut murad etmiştir. Meselâ, kâfirin imanını, isyan eden kişinin ita*atini istemiştir, fakat, itaat ve imanın olmayacığını bilmiştir. Bu ise kulun dış sebeplerle iman etmesinin imkânsız olduğunu gösteriyor. Bu iddiaya verilen cevap şudur: Kâfire, kendine nazaran gücü yet*tiği şey teklif edildiği için teklif yapıldığında bir münakaşa yoktur. Yâni kâfir kimselere de gücünün yettiği iman teklifi vukubulmuştur. Kula yapılan bu teklif, beşerin gücünün yetmeyeceği bir teklif de değildir. Bu teklifin, güç dahilinde olmayan bir şeyi teklif etmek olduğunu söyliyen kimse Allah’ın bilgisi ve iradesinin, yapılan teklifin hilâfına tâalluk ettiğini ileri sürmüştür. Hasılı kul, eğer iman ile teklif edilmeseydi, Allah’ın emrini terkettiğinden dolayı günahkâr ol*mayacaktı. Allah’ın ilmi ve iradesi tâalluk ettiği için kâfirin imanı ve fasıkın itaati imkânsız gibi kabul edilmiştir. Bu durum ise bize göre kulun gücünün yetmediği bir iştir. Çünkü sonunda bulunmasa da haddizatında hadis olan kudret, sağlam bir şekilde fiile tâalluk etmiştir. Bu işin esasını araştıran ilim adamlarınca görünüşte sathî bir münakaşadır. Allah muvaffak etsin. Sonra bil ki; beşerin gücü dahilinde bulunmayan işler üç merte*bededir: Bunların birincisi, manası itibariyle işin mümkün olmama*sıdır. Meselâ iki zıddı toplamak, eşyanın hakikatini değiştirmek, varlı*ğı kadim olanı yok etmek gibi. Bu mefhum itibariyle imkânsızlık kadim olan kudretin sahasına girmez, nerde kaldı ki yaratılmış olan kudretin sahasına girsin. İmkânsız olan şeylerin orta derecelisi, ya*ratılmış olan beşer kudretinin işlere asla tâalluk etmemesidir. Cisimleri yaratmak gibi kulun kudretinin bir şeyi yaratmaya tâalluk etmesi imkânsızdır. Yahut adette imkânsız olur. Bir dağı yüklenmek, yahut göklere vasıtasız olarak çıkmak gibi. Kudretin tâallukunun imkânsız olduğu işlerin en aşağı derecede olanı, Allah’ın ilmi ve ira*desi, o işin hilâfına tâalluk ettiği için o işin netice itibariyle imkânsız olmasıdır. Bu üçüncü mertebedeki durumda kula teklif yapmanın cevazı hususunda tereddüt vardır. Fakat, böyle bir işin vaki olama*yacağı hususunda ihtilâf yoktur. İkinci mertebedeki işin cevazı ise ihtilaflıdır. Fakat, vaki olmayacağı hususunda ihtilâf yoktur. Üçün*cüsünün vukuunun caiz olmadığı ittifakla kabul edilmiştir.

[191] AI-i İmran: 3/32.
[192] Âl-i İmran: 3/76.
[193] AI-i İmran: 3/134
[194] El-Bakara: 2/222.
[195] Al-i İmran: 3/32.
[196] Al-i İmran: 3/57.
[197] Zümer: 39/7.
[198] En-Nahl: 16/90.
[199] Er-Râ’d: 13/31.
[200] Es-Secde: 32/13.
[201] İnsan: 76/30.
[202] Mâide: 5/1.
[203] Enbiyâ: 21/23.
[204] Enbiyâ: 21/23.
[205] Zümer: 39/7.
[206] El-Bakara: 2/286.
[207] El-Bakara: 2/6.
[208] Âl-i İmran: 3/83.
[209] En’âm: 6/149.
[210] Âl-i İmran: 3/97.

http://islamgezginleri.to-relax.net/
iyi bilin ki gönüller,ancak Allah C.c'ıanmakla huzur bulur. Ra'd 28
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Allah Kötülüğü De İyiliği De Murad Eder
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Allah'ın 99 ismi ve anlamı
» Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ile Şeytan arasında geçen bir konuşma

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
islamgezginleri :: (¯`·.(¯`·.ALLAH C.C.·´¯).·´¯) :: ALLAH C.C-
Buraya geçin: