islamgezginleri
hos geldiniz lütfen üye olunuz


islamgezginleri


 
AnasayfaAnasayfa  KapıKapı  TakvimTakvim  GaleriGaleri  SSSSSS  AramaArama  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  
En son konular
» EN ESKİ VE EN GUVENİLİR
Cuma Şub. 10, 2017 9:51 am tarafından furkan54

» EN ESKİ VE EN GUVENİLİR
Cuma Şub. 10, 2017 9:49 am tarafından furkan54

» Allah Kötülüğü De İyiliği De Murad Eder
Paz Ocak 20, 2013 8:10 pm tarafından Selsebil

» Allah Her Şeyi Önceden Yazı İle Yaratır
Paz Ocak 20, 2013 8:09 pm tarafından Selsebil

» Nefsin mertebeleri
Paz Ocak 20, 2013 8:05 pm tarafından Selsebil

» İnsanda bir kemik hariç hepsi çürür
Çarş. Ara. 26, 2012 8:41 pm tarafından Selsebil

» ----İnsan----
Çarş. Ara. 26, 2012 8:21 pm tarafından Selsebil

» Kalbin Manevi Halleri
Çarş. Ara. 26, 2012 7:58 pm tarafından Selsebil

Similar topics
Arama
 
 

Sonuç :
 
Rechercher çıkıntı araştırma
Kasım 2017
PtsiSalıÇarş.Perş.CumaC.tesiPaz
  12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
27282930   
TakvimTakvim
ONLİNE HAC REHBERİ
3D MEKANLAR

Paylaş | 
 

 Bediüzzaman'dan annelere şefkat uyarısı

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
güller
Gelişmiş üye
Gelişmiş üye
avatar

Ruh Hali :
Lakap : güller
Rep Gücü : 1693
Nerden : Dünya misafirhanesinde yolcu.

MesajKonu: Bediüzzaman'dan annelere şefkat uyarısı   Salı Ocak 19, 2010 10:22 am


[b]

[b]
Kadın ve Şefkat


Hamide Söyler






Değişik Dönem ve Kültürde Kadın

Kadın; bacıdır. Hemşire ve kardeştir, abladır. Manevî saygı ve ismet-i haremdir. Masumiyet ve iffettir. Tesettürdür. Nezih ve narin bir ruh halinin edep timsalidir.

İslam dini kadına vermiş olduğu değerden ötürü büyük görev ve sorumluluklar yüklemiştir. Tüm bunlara rağmen bazı art niyetli insanlar, hâlâ İslam dininin kadına bir değer vermediği konusunda ısrar etmektedirler ve İslam dinini gerektiği gibi bilmeyen bir takım insanlar da onlara kanmaktadırlar.

İslamın bundan tam 14 asır evvel kadınlara verdiği hak ve hürriyetleri, kendileri keşfetmişler gibi insanlara büyük bir iştahla sunmaktadırlar. Gerek maddi ve gerekse manevi baskılar ile insanları Allah’tan, dinden, diyanetten uzak tutmaya çalışmaktadırlar. Tıpkı cahiliye devrinde olduğu gibi bazı art niyetli insanlar, kadınları kendi çıkarları uğruna âlet ederek ve kadına parayı tatlı kılarak, ticari bir eşya gibi, sırtından para kazanmaktadırlar. Kadını örf, adet, edep ve ahlak gibi çok önemli değerlerin dışına iterek, hem dünya ve hem de ahiret hayatını adeta yok etmektedirler.

Kadınlarımızın değerini yücelten; namaz, oruç, sadaka, zekat, tesettür gibi ibadet ve şeairdir. Bunları ürkütücü göstererek, hem dini vecibelerinden, hem öz kültürlerinden, hem de örf ve adetlerinden uzaklaştırmak kadınlarımıza yapılan en büyük kötülüktür. Bu kötülüklerden ve kötü şahsiyetlerden çocukları uzak tutmak için savaşacak olan elbette ki annelerdir, kadınlardır. Bugün tüm dünyaya baktığımızda önce kadınlara hücum edilmektedir. Kadınlar bir takım işlerde çalıştırılıp, gerek beden ve gerekse yüz güzellikleriyle deşifre edilmekte, şöhret adı altında hiç de hoş olmayan görüntülerle tüm kamuoyunun önüne çıkartılmaktadır. Bunlar da son derece kötü birer örnek teşkil etmektedirler.

Şefkat


Risale-i Nur mesleğinin dört esası; “acz, fakr, şefkat ve tefekkür”dür. Bediüzzaman Hazretleri kişisel ilişkilerimizde şefkatin sevgiden daha üstün olduğunu belirtir. Şefkat, maddî, manevî hiçbir karşılık beklemeksizin fedakârlık yapmaktır ve sevmektir. Şefkat öylesine lezzetli ki, bir anne evlâdı uğruna ölümü göze alabiliyor ve öyle geniş bir duygu ki, evlâdı vesilesiyle anne, bütün yavrulara şefkat besleyebiliyor, sevdiklerine şefkatle muamele edebiliyor ve onlara şefkat gösterenleri sevebiliyor.

İşte bütün mahlûkâta şefkatle muamele edip, onların bütün ihtiyaçlarını karşılayan Rabbimizin Rahman ve Rahîm isimlerini ne kadar çok sevsek azdır. Bize verilen şefkat duygusu sayesinde kâinatla bütünleşip, sonsuz şefkat sahibi Rabbimizin şefkatinin genişliğini hissedip anlayabiliriz.

Bediüzzaman, aşk ve muhabbetin ücret ve karşılık beklediğini, özel olduğunu, şefkatin ise karşılık beklemediğini, geniş olup herkesi, her şeyi kuşattığını belirtir. Şefkat, aşktan daha keskin, parlak, ulvî ve nezihtir. Peygamberlik makamına lâyıktır. Bu pırlanta misal duygumuza daha çok özen gösterip, iyi muhafaza etmemiz gerekir.

Allah; “Sana nasıl iyilik ettiyse sen de öyle iyilik et!” (1) der bir ayetinde. Karşılıksız iyiliği hayata aksettirmektir şefkat. Şefkat ve merhametin; “Dön gardaşım.” diye sese yansımasıyla meyhaneye giden yol Kâbe’ye yönelir. Suçlama yoktur o seste, aşağılama, baskı ve kendini üstün görme yoktur.

a) Şefkat, Affedebilmektir

Dava arkadaşı, amcası Hz. Hamza’nın ciğerini söken Vahşi Müslüman olunca, onu affeden Rahmet Peygamberinin yolunu izleyerek zulmün yırtıcı pençelerini karanlık bir çehre gibi hapishane duvarlarına aksettiren başsavcıya, sırf küçük masum çocuğu zarar görmesin diye Bediüzzaman gibi beddua edememektir. (2)

b) Şefkat Gül Yetiştirir Gibi Sabırlı Olmaktır

Çalıların bile bir ayda yetişeceğini, o etrafa mis gibi kokular saçan bülbülün maşuku olan gülün bir yılda ancak yetişebileceğini fark etmektir. “Bahçemin bir an önce gülistana dönmesini istiyorum.” Deyip, yaprakları çekiştirmenin bedeliyse açılamadan solan goncaların ölgün yüzüyle karşı karşıya kalmaktır. Gülistan çaba ister: Ayrık otlarını toplamayı, zararlı böcekleri temizlemeyi, belki sabah uykusundan mahrum kalıp fideleri sulamayı, bazen de dikkatsizliğimizden elimize batıveren dikenlerden gülü sorumlu tutmamayı gerektirir.

Kümesinizin sevimli civcivlerle dolmasını istiyorsunuz. 21 gün. Uygun ısı ortamı. Kırılmamış yumurtalar... Aceleniz var. O sevimli simalarla bir an önce karşılaşmak istiyorsunuz. Bir yerlerinden kırmaya başlıyorsunuz yumurta kabuklarını. Sonuç hüsran. Ne yenilebilen, ne de can bulan; sadece çöpe giden yumurta bozukları... Hâlbuki o yumurtaların ihtiyacı olan şefkatle ısıtılmak ve dışarıdan kırıcı darbeler almamaktı. Zaten civciv zamanı gelince yeterli sertlikteki bir şiddetle hızla kabuğunu içeriden çatlatıp dışarı çıkacaktı.

Düşünür de mi nefes alırsınız? Fıtrî midir sizin için? Ya da anne; “Haydi bebeğime sevgimi bir yansıtayım mı der? Yoksa sadece sever mi yavrucuğunu? Nefes alır gibi pürüzsüz, annenin karşılıksızlığı kadar fıtrî bir içtenliktir. Yüreğinde âlem-i İslamın yangınını, kendi evlâdının yanması gibi görüp engelleri hiçe sayarak alevlere doğru koşmak, ancak imanın gücü nispetinde bünyede kökleşen bir şefkatle mümkündür. (3)

Bütün varlık âleminin bizzat Allah tarafından yaratıldığını fark eden güçlü bir imana sahip olan fert, ne kendinden üsttekilere kendini ezdirir, ne de zavallıları ezer. Kendimizi erdem mücahidi görüp, karşımızdakileri günahlarından dolayı yakılacak günahkârlar güruhu gibi görme yanılgısı bir ezme eylemidir. Tıpkı Ortaçağ Avrupa ruhanîlerinin kan kusturarak sosyal patlamalara sebep olması gibi bir yanılgı... Karşısındakilere şefkatle yaklaşan kişi, onların “insan” olduğunu, nisyandan gelen ve günah işleyebilen varlıklar olduğunu fark eder. Günah işleyebilirlik ihtimalimiz olmasaydı Allahu Teâlâ’nın bizi yaratmasına ne gerek vardı ki; O’na hatasız ibadet eden melekleri var.

Kur’ân-ı Kerim’de hep düşünmeye atıf vardır: “Düşünmezler mi?” (4), “Akıl etmezler mi?’’ (5) “Biz düşünsünler diye...” Düşünebilmek, bizi diğer canlılardan ayıran bir özelliğimiz olmakla da kalmıyor; doğru düşünme metotlarını kullanan fert, Allah’a da yaklaşıyor, imanı güçleniyor. İmanı güçlendikçe tefekkür ufku daha da genişliyor. Tefekkür ufku genişledikçe imanı daha da kuvvetleniyor. Tefekkürle her an Cenab-ı Hakk’ın huzurunda olduğunun farkındalığını yaşayan fert, başkalarının teveccühlerine tenezzül etmez. Dalkavuklara iş vermediği âleminde kemalâta daha hızlı ilerler. Yaptığı her işini Allah rızası için yapanın, çevresindekilerden karşılık beklentisi de kaybolur. Her yerde Allah’ın isimlerinin tecellilerini okumakla haşir neşir olmak, karakter üzerinde de olumlu etkiler yapar. İmanı güçlendikçe de olaylar onu yıldıramadığı gibi bilakis, müzikteki nağmelerin değişmesindeki ritim etkisini yapar...

Kadının Kendisine Karşı Şefkati

Ben kimim? Nereden geldim? Nereye gidiyorum? Bu dünyada bir görevim var mı? Varsa nelerdir? Beni Kim yarattı? Varlık âlemini kim yarattı? Yaratılış gayesi nedir? Ve benzeri soruları doğru cevaplamak, Yaratanının emirlerini uyup yasaklardan kaçınmak, hem dünya, hem de ahiret hayatını kazanmak gayreti kadının kendine olan şefkatini gösterir.

Kadının kendisine şefkati, kendisinin yaratıcısı karşısında aciz, fakir, ihtiyaçları sınırsız olan kul olduğunu bilmesidir. Kadının kendisine şefkati, bir Müslüman hanımefendinin erdemine ulaşmaktır. Bu erdemi de; her şeyden önce kendisini yaratan, ona bir ömür süresi kılan, yaşadığı her an onu koruyup kollayan, nimetleriyle lütuflandıran Rabbine karşı sorumluluğunu bilip, Kur’an ile insanlara bildirdiği ahlakı yaşamakla, O’na ibadet ve kulluk etmekle, O'nun rızasını kazanacak işler yapmakla ulaşır. Cahiliye inançları nedeniyle güzel ahlakın kendilerine getireceği huzur ve mutluluktan uzak bir yaşam süren insanlara Kur’an ahlakını anlatıp, onların Allah'ın rızasına, rahmetine, Cennetine kavuşmaları için elinden gelen çabayı gösterir. İnsanlara şeytanın sunduğu kaos ve karmaşanın hakim olduğu, sevgi, saygı, dostluk gibi nimetlerin gereği gibi yaşanamadığı karanlık ruh halinden kurtulmanın yolunu göstermek için samimiyetle gayret sarf eder.

Kadının Çocuklarına Karşı Şefkati

Allah’ın bizlere karşı anne babamızdan daha şefkatli, merhametli olduğunu; bütün nimetleri bizim için yapıp verdiğini söylemeliyiz.

Hatta çocuğumuza istediği şeyi aldığımız zaman ona; “Allah bize bu imkânı verdi, ben de alabildim.” diyerek her şeyin Allah’ın izni dairesinde olduğunu belirtmeliyiz.

Onlara karşı şefkatimizi, acımak duygumuzu, merhametimizi; “Nerede?”, “Hangi durumlarda?” ve “Nasıl?” kullanacağımızı iyi bilmeliyiz. Bediüzzaman Risale-i Nur’da annenin şefkatini suiistimal etmesinden bahsetmektedir:

“O şefkatli valide, çocuğun dünya hayatının tehlikeye girmemesi, istifade ve fayda görmesi için her fedakârlığı nazara alır, onu öyle terbiye eder. O çocuğun ebedî hayatının tehlikeye girdiğini düşünmez. Dünyada rahat etsin diye çabalarken Cehennem hapsine gireceğini hesap etmez. O çocuk; ‘Neden beni imanla terbiye etmediniz?’ diye şikâyet edecektir. İslâm terbiyesini tam almadığı için peder ve validesine vicdan azabı çektirir. Onlara karşı layıkıyla mukabele edemez belki de çok kusur eder. Şefaat yerine şekvacı olurlar.” (6)

Demek ki bu şefkat, bizlere çocuklarımızın dünya istikbalinden ziyade ahiret istikbalini düşünmemiz için verilmiştir.

“Bir çocuk küçüklüğünde kuvvetli bir iman dersi almazsa, sonra pek zor ve müşkül bir tarzda İslâmiyet ve imanın erkânlarını ruhuna alabilir. Bilhassa anne ve babasını dindar görmezse ve yalnız dünyevî fenlerle zihni terbiye olsa daha ziyade yabanîlik verir. O hâlde çocuklarımızı Kur’ân’ın ve Nurların dersiyle terbiye etmeliyiz.” (7) Diyor asrın âlimi Bediüzzaman.

“Çocuklarımızın karınlarını ve zihinlerini doyurduğumuz kadar, ruhlarını da beslemeliyiz.” Diyen uzman Miçel de, Bediüzzaman’ın tespitlerinin doğruluğunu, yalnız İslâm âleminde değil, insanlık mabeyninde de geçerli olduğunu tasdik ediyor.

Risale-i Nur’da geçen; “Mademki, o masumlar hayatın sıkıntılarına atılacaklar, mademki insandırlar, elbette küçük kalplerinde uzun arzuları, büyük maksatları olacaktır. Onlara kuvvetli bir dayanak noktası, tükenmez bir yardım kaynağını kalplerinde Allah’a iman ve ahirete iman ile yerleştirmek lâzımdır. Onlara şefkat, merhamet bununla olur.” (8) ifadeleri gerçeği çok güzel bir şekilde yansıtmaktadır.

Sabah namazına kalktığımızda oğlumuzu veya kızımızı derin uykusundan uyandırıp namaz kıldırabiliyorsak şefkatimizi Yaratanımızın rızasını kazanması noktasında kullanmış oluruz.

Çocuklara verilecek en büyük hediye ve en önemli yardım, “Yemedim yedirdim, giymedim giydirdim.”den öte, onların güzel ahlâk sahibi olmaları için emek vermektir. Bunu başarabilmek ise ebeveynin yaşayış biçimiyle doğrudan ilişkilidir.

Çocukların fıtratlarının muhafazasının ihmal edildiği okullarımızda, akademik başarı bir anlam ifade eder mi? Neticede çocuğumuz başarılı da olmuş olsa, elde edilen neticenin kendisini nasıl da esir alacağını ve kendi içinde boşluklara düşüreceğini, biz büyükler söyleme kuvvetini kendimizde bulabilecek miyiz?

“Bak yavrum; başarı güzeldir. Doktor ol, eczacı ol, avukat ol... Ama önce mükemmel kul ol!” diyebilecek miyiz?

Çocuğumuzun başarıdan elde ettiği zevki kaçırmamak için, “Canım daha sonra kapanırsın, daha sonra namaz kılarsın…” gibi düşüncelerimize karşı koyabilir miyiz?

Özellikle hanımlarda anne olmak adeta doğuştan gelen bir ideal gibi. Onların kalplerindeki çocuk sevgisi ve şefkat hissi, gerçekten eşsiz bir hakikat. Çocuk çok şirin bir nimet, ancak çocuk sevgisi ondan daha yüce bir nimet. İnsan denen en şerefli varlığın, ona yakışır bir şekilde büyütülüp yetiştirilmesi ve hayata hazırlanması gerekiyor. Bunun için hikmetli Yaratıcı onun anne ve babasının sinelerine öyle bir sevgi ve şefkat koymuş ki, onları yavruları için her türlü fedakârlığa sevk ediyor

Anne, dünyanın her yerinde annedir. Şefkat kahramanıdır. Fıtrat-ı latifedir. Huzurun ve meşruiyetin en kutsi sığınağıdır. Dua cennetidir. Teselli sinesidir. Hislerin şefkate bürünmüş ve etten kemikten sıyrılmış ulviyet ağacıdır. Cennetin onlara yol olduğu bir insanlık farkıdır.

Allah Resulu Hz Muhammed (sav) şöyle buyuruyor: “Cennet Anaların ayakları altındadır.” İşte bu söz İslamın kadına verdiği önemi fevkalade vurgularken, İslamda kadının genel anlamdaki konumunun ne olduğunu bizlere hatırlatıyor.

Evet Cennet anaların ayakları altındadır. Kısa fakat mana yüklü bir söz, hem dünya ve hem de ukbadaki Cennetten bahsediyor. İkisi de annelerin vereceği terbiye, eğitim, bilgi ve ihtisastan kaynaklanıyor.

Dünyadaki cennet, insanın yaşadığı, dört duvardan ibaret yuvalarıdır. O yuvaları cennet bahçelerinden bir bahçeye çevirmek, Allah’ın sunduğu nimetlerle israfa meyletmeden donatmak, bir annenin yegâne görevidir. Her ne kadar büyük sorumluluk erkek üzerindeymiş gibi görünse de genel anlamda sorumluluk kadına aittir. Yaradılış itibari ile erkek evine, çocuklarına ve eşine bakmakla yükümlüdür. Kadın ise eşinin kazandığı rızkı, gerektiği gibi israf etmeden kullanıp, evine ve çocuklarına gerekli olan şeyleri almalıdır. Bu arada kadın kendi namusunu, eşinin namusunu, çocuklarının namusunu korumakla, İslamı yaşayıp, yaptığı her hareketi ile her sözü ile Müslüman bir hanıma yakışır kılık kıyafeti ile çocuklarına örnek olmakla, İslami bir terbiye ve ahlak vermekle, çocuklarına önce Allah (cc) sevgisi, sonra Peygamber sevgisi, daha sonra anne ve baba sevgisini aşılayıp, Allah’tan nasıl ve ne şekilde korkulması gerektiğini öğretmekle çocuklarının salih ve saliha birer mü’min olmasını sağlayacaktır.

Kadının Eşine Karşı Şefkati


Eş olarak kadın, erkeğin muhtaçlığına ve iyileştiriciliğine bir merhemdir. Onu koruyan bir şemsiyedir. Meşruiyet limanıdır. Demirlenmiş gemisine sahip çıkan ve onu kendi koyunda emanetin asaletinde muhafaza eden bir hususî adadır. Sabrın, saygının, itinanın, hizmetin, beraberliğin ve birbirini tamamlamanın zengin deseni ve kompozisyonudur.

Eş, amaç bütünlüğünde tamamlayandır. Muvaffakiyetin karargâhında, öne çıkmamanın idrakinde ve paylaşımın odağında, sorumluluklarının şuurunda, mukabil kalbin aynasında kendini yansıtan bir letafettir. Muhabbetin kalbî derinliğinde güneşin akşam gizlenişindeki sırlı özelliği taşır.

Risale-i Nur’un bir cüz’ünde; “Bahtiyardır o kadın ki kocasını mütedeyyin görür, ebedî dostunu ve arkadaşını kaybetmemek için o da tam mütedeyyin olur; saadet-i dünyeviyesi içinde saadet-i uhreviyesini kazanır.” (9) denilmiştir.

Burada dikkat edilmesi gereken bir husus, eşlerin zaman zaman ilişkilerine dışarıdan bakıp, evliliklerinde hangi örneği resmettiklerine dikkat etmeleridir.

Yine Risale-i Nur’da eşler arasındaki muhabbetin dahi Hakk’a ait olduğu vurgulanır: “Hem, refika-i hayatını, rahmet-i İlâhîyenin munis, lâtif bir hediyesi olduğu cihetiyle sev ve muhabbet et Fakat çabuk bozulan hüsn-i suretine muhabbetini bağlama. Belki kadının en cazibedar, en tatlı güzelliği, kadınlığa mahsus bir letafet ve nezaket içindeki hüsn-i sîretidir. Ve en kıymettar ve en şirin cemali ise, ulvî, ciddî, samimî, nuranî şefkatidir. Şu cemal-i şefkat ve hüsn-i sîret, ahir hayata kadar devam eder, ziyadeleşir. Ve o zaife, lâtife mahlûkun hukuk-ı hürmeti o muhabbetle muhafaza edilir. Yoksa, hüsn-i suretin zevaliyle, en muhtaç olduğu bir zamanda, bîçare, hakkını kaybeder.”

“Refika-i hayatına meşru dairesinde, yani, lâtif şefkatine, güzel hasletine, hüsn-i sîretine binaen samimî muhabbet ile refika-i hayatını da naşizelikten, sair günahlardan muhafaza etmenin netice-i uhreviyesi ise, Rahîm-i mutlak, o refika-i hayatı hurilerden daha güzel bir surette ve daha ziynetli bir tarzda, daha cazibedar bir şekilde, ona dâr-ı saadette ebedî bir refika-i hayatı ve dünyadaki eski maceraları birbirine mütelezzizâne nakletmek ve eski hatıratı birbirine tahattur ettirecek enis, lâtif, ebedî bir arkadaş, bir muhip ve mahbup olarak verileceğini vaat etmiştir. Elbette vaat ettiği şeyi kat’î verecektir.” (10)


Kadın kocasına karşı güler yüzlü yumuşak huylu olmalı. “Kadınların en hayırlısı yüzüne baktığı zaman seni mesrur eden, yani seni mutlu eden, sana huzur veren, güven veren, sevgini pekiştiren,sana itaat edendir.” Buyuruyor Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem.

Yardımımızı İhtiyacı Olan Büyüklerimize Şefkat

“Anne babasından biri veya her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına erişecek olursa, onlara sakın öf bile deme, onlara azarlama onlara güzel söz söyle. Onlara tevazu ve merhamet kanadına ger ve de ki: ‘Ey Rabbim nasıl onlar beni küçükken besleyip büyüttülerse, Sen de onlara öylece merhamet.’ Sizin içinizde olanı Rabbiniz hakkıyla bilir. Eğer siz salih kimseler olursanız, muhakkak ki O, Kendisine yönelenler için çok bağışlayıcıdır. (11)

Bediüzzaman Hazretleri 21. Mektup’ta yukarıda mealini verdiğimiz ayetleri tefsir ediyor ve evinde anne-babası, akrabası veya Müslüman kardeşleri bulunan, özellikle evin tüm içişlerinin sorumluluğunu alan kadınların şefkatle muamele etmelerinin sırrına işaret ediyor.

Sonuç

İslam dininin kadını sıktığı, bunalttığı, engellediği veya bir takım haklardan mahrum bıraktığı gibi asılsız suçlamaların ne kadar yersiz olduğu açıktır. Bugün Müslüman kadının, tüm meslek kuruluşlarında yer alması, seçme ve seçilme hakkını hür iradesiyle sonuna kadar kullanması, “Emri-bi’l-ma’ruf nehyi ani’l-münker.”i (12) gerektiği gibi hayata geçirmesi kadını yüceltmiştir.

Şefkat duygusu eğer Allah adına kullanılmazsa, sahibine büyük bir ıstırap yaşatır. Solan yapraklar, batan güneş, ölen dostlar, kuruyan çiçekler ve böcekler yürekleri ıstıraplarla dağlar. Bu şefkatteki lezzetin acz ve fakr yüzünden eleme dönüşüvermesidir. Oysaki, bu pırlanta misal duygu, Allah adına kullanıldığında kişinin kendine, eşine, anne ve babasına, çocuğuna, topluma, kâinata bakışını değiştirir, güzelleştirir.

Şefkat, aile hayatına yıllar geçtikçe eskiyip yıpranmak bir yana; güzelleşen, artan değerleri kazandırır. Kişi, eşine, çocuklarına ve ana-babasına ciddî, samimî ahiret arkadaşları olarak davranır. Şefkat duygusu yerinde kullanıldığında toplum hayatına kardeşlik ve dayanışmayı kazandırır. Zengin fakiri himaye, fakir de zengine hürmet ve itaat eder. Zekâtın emredilmesi ve faizin yasaklanmasıyla dinimizde şefkat âdeta kurumsallaşmıştır.

Ne Nisan’daki Çocuk Bayramı, ne Mayıs’taki Anneler Günü, ne de Haziran’daki Babalar Günü… insan ruhunu tatmin edebilir. Çocuklar Rabbini tanıyıp sevdikçe ruhen bayramdadır. Anne ve babalar ancak o “büyük hazine ve hediyeyi” çocuklarına verdikleri sürece anne ve baba olmanın şükrünü eda edebilirler. Ancak o zaman hep bir ağızdan; “Gün bizim günümüz.” diyebiliriz.

Aile çatısında ve meşru hayat modelinde, bizim varlığımızın mütemmimi kadınlara söylenecek her söz azdır ve yetersizdir. Aileyi dumura uğratmaya çalışanlara karşı, huzurun meclisi olan aile temelini ve üzerine inşa edilen çatısını, mahremiyetin ve müspetin şuurunda yaşatmak asli mükellefiyetimizdir.

Kadın, evinde kocasıyla ve çocuklarıyla mutlu, neşeli, sürurlu bir aile tablosu oluştururken unutulmaması gereken bir görevi daha var ki, o da, hem kendini, hem de ailesini ahirette mutlu ve kazançlı kılmaya çalışmaktır. Bu vazifeyi kısaca; Emri bi’l-ma’ruf nehyi ani’l-munker.”, yani Allah’ın emrettiklerini eksiksiz bir şekilde yapmak, yasaklamış olduklarını, haram ve mahzurlu gördüklerinden de sakınmak ve sakındırmak olarak ifade edebiliriz.
Kadın, hayatın nimetidir. Ne mutlu nimeti verene bağlılık ve sadakatle manevî varlıklarını devam ettirenlere…


Dipnotlar:
1-Kasas: 77
2-"Hattâ bir mahkemede yanlış muhbirlerin ve casusların evhamlarıyla bizi, yetmiş kişiyi mahkûm etmek için su-i fehmiyle, dikkatsizliğiyle Risale-i Nur’un bazı kısımlarına yanlış mânâ vererek seksen yanlışla beni mahkûm etmeye çalıştığı halde, mahkemelerde ispat edildiği gibi, en ziyade hücuma mâruz bir kardeşiniz, mahpus iken pencereden o müdde-i umumînin üç yaşındaki çocuğunu gördü, sordu. Dediler: "Bu müdde-i umumînin kızıdır." O mâsumun hâtırı için o müddeîye beddua etmedi. Belki onun verdiği zahmetler, o Risale-i Nur’un, o mucize-i mâneviyenin intişarına, ilânına bir vesile olduğu için rahmetlere inkılâp etti." Nursi, Bediüzzaman Said, Emirdağ Lahikası, s: 459, Y.A.N. İstanbul
3-"Evet, Hazret-i Üstadı bu müthiş cihad meydanlarına sevk eden, hep bu eşsiz şefkat ve merhameti olmuştur. Ve bunu bizzat kendisinden dinleyelim: "Bana, `Sen şuna buna niçin sataştın?’ diyorlar. Farkında değilim; karşımda müthiş bir yangın var. Alevleri göklere yükseliyor, içinde evladım yanıyor, îmanım tutuşmuş yanıyor. O yangını söndürmeye, îmanımı kurtarmaya koşuyorum. Yolda birisi beni kösteklemek istemiş de, ayağım ona çarpmış, ne ehemmiyeti var? O müthiş yangın karşısında bu küçük hadise bir kıymet ifade eder mi? Dar düşünceler, dar görüşler!.." Nursi, Bediüzzaman Said, Asa-yı Musa, s: 250, Y.A.N. İstanbul.
4-Mutaffifin: 4; Ahkaf: 33
5-Bakara: 269; En’am: 32; Yunus: 16
6- Nursi, Bediüzzaman Said, Lem’alar, s: 201, Y.A.N. İstanbul.
7- Nursi, Bediüzzaman Said, Emirdağ Lahikası, s: 39, Y.A.N. İstanbul
8- Nursi, Bediüzzaman Said, Mektubat, s: 409, Y.A.N. İstanbul.
9- Nursi, Bediüzzaman Said, Lem’alar, s: 199, Y.A.N. İstanbul.
10- Nursi, Bediüzzaman Said, sözler, s: 584, Y.A.N. İstanbul.
11-İsra: 23-25
12-İyiliği emretme ve kötülükten sakındırma.



[/b]

[/b]
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.hakikatdamlalari.net/
 
Bediüzzaman'dan annelere şefkat uyarısı
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Uyarı Seviyeleri.

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
islamgezginleri :: (¯`·.(¯`·.KüLTüR-eDeBiYaT.·´¯).·´¯) :: -RİSALELER :: Risale-i Nurdan Makaleler-
Buraya geçin: