islamgezginleri
hos geldiniz lütfen üye olunuz


islamgezginleri


 
AnasayfaAnasayfa  KapıKapı  TakvimTakvim  GaleriGaleri  SSSSSS  AramaArama  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  
En son konular
» EN ESKİ VE EN GUVENİLİR
Cuma Şub. 10, 2017 9:51 am tarafından furkan54

» EN ESKİ VE EN GUVENİLİR
Cuma Şub. 10, 2017 9:49 am tarafından furkan54

» Allah Kötülüğü De İyiliği De Murad Eder
Paz Ocak 20, 2013 8:10 pm tarafından Selsebil

» Allah Her Şeyi Önceden Yazı İle Yaratır
Paz Ocak 20, 2013 8:09 pm tarafından Selsebil

» Nefsin mertebeleri
Paz Ocak 20, 2013 8:05 pm tarafından Selsebil

» İnsanda bir kemik hariç hepsi çürür
Çarş. Ara. 26, 2012 8:41 pm tarafından Selsebil

» ----İnsan----
Çarş. Ara. 26, 2012 8:21 pm tarafından Selsebil

» Kalbin Manevi Halleri
Çarş. Ara. 26, 2012 7:58 pm tarafından Selsebil

Arama
 
 

Sonuç :
 
Rechercher çıkıntı araştırma
Kasım 2017
PtsiSalıÇarş.Perş.CumaC.tesiPaz
  12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
27282930   
TakvimTakvim
ONLİNE HAC REHBERİ
3D MEKANLAR

Paylaş | 
 

 Edeb ya Hu

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
güller
Gelişmiş üye
Gelişmiş üye
avatar

Ruh Hali :
Lakap : güller
Rep Gücü : 1693
Nerden : Dünya misafirhanesinde yolcu.

MesajKonu: Edeb ya Hu   Salı Mart 02, 2010 1:29 pm

Edeb

Sızıntı

Akıllılık, usluluk, hal, tavır ve davranış güzelliği veya insanlara iyi muamelede bulunma ma'nalarına gelen edeb; sofîlerce “edeb-i şeriat”, “edeb-i hizmet”, “edeb-i Hakk” unvanları altında yanlışlıklardan korunma ve yanlışlığa sürükleyen sebep ve sâikleri bilmekten ibaret sayılmıştır. Edeb-i şeriat: Dînin usûlünü bilip uygulamak; edeb-i hizmet: Cehd ü gayret ve hizmette her zaman birkaç kadem önde; ücret, takdir ve bilinmede birkaç kadem geride bulunmak; ayrıca, esbaba tevessülde kusur etmemenin yanında bütün iyilik ve güzellikleri Allah’tan bilmek; edeb-i Hakk da: Hakk’a yakınlığı temkinle bezeyip, şatahat ve lâubâliliğe girmemekten ibarettir.

Bir diğer yaklaşım da, “edeb-i şeriat”, “edebi tarikat”, “edeb-i marifet” ve “edeb-i hakikat” şeklindedir ki; birincisi: Allah Rasûlü’nün, husûsî, umûmî, kavlî, fiilî, hâlî ve takrîrî bütün sünnetlerini hayata geçirip yaşamak; ikincisi: Mürşid ve muallime karşı tam teslimiyet, tam muhabbet, ölesiye hizmet, sohbete devam ve kalbinde itiraza yer vermemek; üçüncüsü: Yakınlık ve temkin dengesini, havf ve recâ muvâzenesini, lütuflara mazhariyet ve acz u fakr mülâhazasını muhafaza etmek; dördüncüsü: Cenâb-ı Hakk’a tahsîs-i nazar ederek beklentilere girmemek, endişelere düşmemek ve gönül gözlerini ağyar hayalinden bile korumak şeklinde yorumlamışlardır.

Aslında tasavvuf da zaten “edeb” demektir., her “vakit”, her “hâl” ve her “makam”ıin husûsî edebleriyle edeb demektir. Ne var ki, bu edeblerden her biri, insanın iç âleminde gerçekleştirebildiği ölçüde, onun ahlâk, tavır ve davranışlarında da kalıcı olabilir; yoksa, vicdanın enginlikleri ve duyguların derinlikleriyle bütünleşememiş bir edebin devam ve temadisi söz konusu olmadığı gibi, insanı, iç âlemine göre değerlendiren Allah nezdinde de hiçbir kıymeti hâiz değildir. O rengin ve zengin ifadeleriyle hem edebi hem de edebin bu farklı yanlarını Hz. Mevlânâ ne hoş ifade eder:
ِﭘﺶْ أَهْلِ دِلْ أَدَبْ بَرْ بَاطِنَسْتْ زَانْكِه اِشَانْ بَرْ سَــرَائِرْ فَاطِنْ أَسْتْ
ِﭘﺶْ أَهْلِ تَنْ أَدَبْ بَرْ ظَاهِرَسْتْ كِه خُدَا زِ اِشَانْ نَهَانْرَا سَـاتِرَسْـتْ
أَزْ خُدَا جُوبِييَمْ تَوْفِيــقِ أَدَب ْ بِى أدَبْ مَحْرُومْ كَشْتْ أَزْ لُطْفِ رَبْ

-Gönül erbabınca edeb bâtınıdır; zira onlar, sırlara açık ve muttalîdirler. Beden insanı olan ehl-i ten nezdinde ise edeb zahirîdir; çünkü Cenâb-ı Hakk onlardan bâtını olan şeyleri gizlemiştir. Biz, her zaman Allah’tan edebe muvaffak olmayı dileriz, (zira) edebi olmayan, Cenâb-ı Hakk’ın lütfundan mahrumdur.”

Ebû Nasr Tûsî’ye göre edeb, şu üç maddede hülâsa edilebilir:

1-Söz üstadları ve sözde süs arayanların edebi ki, gönlün sesi ve soluğu olmaması itibariyle tasavvufçularca “kîl u kâl” sayılmıştır.

2-Dîn-i Mübîn-i İslâm’ı, kalbî ve ruhî hayat seviyesinde temsil edenlerin edebi ki, nefsin riyâzâtla, duyguların muhabbet ve mehâfetle yoğrulması ve kılı kırk yararcasına şer’î hudutlara riâyetten ibaret görülmüştür.

3-Sürekli muhasebe ve murakabe ile, “tecelligâh-ı ilâhî” olan kalbi pâk tutanların edebi ki, hayallerine bile, huzurun edebine muhalif herhangi bir halin târi” olmaması şeklinde yorumlanmıştır.

Hakikat erleri, her ma’nâdaki edebe fevkalâde önem vermiş ve onu insan ruhuyla bütünleştirme istikametinde her türlü takdirin üstünde cehd göstermiş, dünya kadar söz söylemiş ve bu sözleri en halisane duygularla temsil etmeye çalışmışlardır.

İşte o altın sözlerin mîrî olanlarından biri:
لِكُلِّ شَيْءٍ زِينَةٌ فِى الْوَرَى وَ زِينَةُ اْلمَرْءِ تَــمَامُ اْلأَدَبِ
قَدْ يُشْرَفُ اْلمـَرْءُ بِآدَابِهِ فِينَا وَ اِنْ كَانَ وَضِيعَ النَّسَبِ

-İnsanlar arasında herşeyin bir süs ve zînet yanı vardır; insanoğlunun zîneti ise edebindeki tamâmiyettedir. İnsan vardır ki o, nesebiyle göz doldurmasa bile, âdâbıyla mazhar-ı şereftir.”

Ve işte Divân-ı Ali’den, halk üslubuyla söylenmiş bir başka cevher:

لَيْسَ الْبَلِيَّةُ فِى أَيَّامِنَا عَجَبْ بَلِ السَّلاَمَةُ فِيهَا أَعْجَبُ اْلأَعْجَبْ
لَيْسَ الْجَمَالُ بِأَثْوَابٍ تُزَيَّنُهَا اِنَّ اْلجَمَالَ جَمَالُ الْعِلْـمِ وَ اْلأَدَبْ

-Şimdilerde belâ şâyân-ı taaccüp değildir; asıl insanı şaşkınlığa sevkeden şey bunca belâlar içinde salim kalabilmektir. Güzellik, giyilen elbisenin insana kazandırdığı güzellik değildir; hakiki güzellik, ilim ve edeb güzelliğidir.” Avârif’te de, edeble alâkalı şu ürperten tespit yer almakta: “İmân tevhidi gerektirir; tevhidi olmayanın îmânı da yoktur. Tevhid dînî esasların hayata geçirilmesini iktiza eder, dînî hayatı olmayanın tevhidi olduğu da söylenemez. Dinin hayata hayat olması edebi zaruri kılar, edebi olmayanın müteşerrî olabileceğini düşünmek bir tenakuzdur.” Nasıl olmasın ki:

أَنْبِيَا ﭼﹹﻮﻥْ بَا أَدَبْ رَفْتَنْدْ رَاهْ هَرْ يَكِى شُدْ خَاصِّ دَرْﮔﺎﻩِ اِلَهْ

-Zira nebîler, katettikleri yolu edeble katettiler. Katetti ve her biri Allah dergâhının seçkini haline geldi”

Ayrıca edebi, fiilî ve kavlî diye ikiye ayıranlar da olmuştur ki, biz bunlardan fiilî olanının, edebin genel tarifleri içinde üzerinde durmuş ve izah etmeye çalışmıştık. Şimdi bir kere daha hatırlatmak üzere, o konuda söylenmiş bazı değerli sözleri kaydedip geçelim:

Edebdir kişinin dâim libâsı
Edebsiz kişi üryana benzer.

Edeb ehl-i ilimden hâli olmaz
Edebsiz ilim okuyan âlim olmaz

Edeb iledir nizâm-ı âlem
Edeb iledir kemâli âdem


Kavlî edeb, düşüncede safvetin, gönülde istikametin, Allah’la engin bir münasebetin ifadesi açısından, asırlarca hem medrese hem de tekyede, hakkında çok şey söylenmiş bir konudur.

Vehbî:

Boşboğazlık ile açma deheni, lîk âdâbıyla söyle sözünü!
Eyle evvel sözüne endişe, sonra düşmedesin teşvişe.!


sözleriyle katılır bu melek enîs örfânîye.

Bir başkası da:

Edeb bir tâc imiş nûr u Hüda’dan,
Giy ol tâcı emin ol her belâdan!


ifadeleriyle soluklar edeb adına hislerini.

Hz. Mevlânâ’nin "خَواجَه دَرْيَابْ كِه جَانْ دَرْ تَنْ اِنْسَانْ أَدَبَسْتْ.." matlaıyla o uzun ve latiflerden latif edeble alâkalı manzumesi ise, takdirlerimizi aşacak mâhiyettedir:

“Efendi bil ki, insanın tenindeki cân edebdir. İnsanoğlunun göz ve kalp nuru edebdir. Âdem bir ulvî âlemdendir, süfliden değil; bu dönen kümbetin hem dönmesi hem de revnak ve zîneti edebdir. Şeytanın başına ayağını koymak istersen, gözünü iyi aç, şeytanın canını çıkaran edebdir! İnsanoğlu eğer edebden yoksun ise, o insan değildir; zira insanoğlu ile hayvan arasındaki fark edebdir. Aç gözlerini bak, Allah kelâmı olan Kur’ân âyet âyet edebdir. Akıldan sordum: ‘İmân nedir?’Akıl kalp kulağına ‘îmân edebdir’ dedi.”

İslâm’ın, güzel kabul ettiği söz ve davranışlar şeklindeki tarifiyle, edebin ahlâkla alâkalı olanı ve Hz. Peygamber aleyhissalâtü vesselamın, kavlî, fiilî ve takrîriyle şekillenen, şekillenip fıkha esas teşkil eden kısmı ayrı bir tahlil konusu ve bu çerçevenin dışında kalırlar..

أَللَّهُمَّ وَفِّقْنَا اِلَى مَا تُحِبُّ وَ تَرْضَى
وَ صَلَّى اللهُ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَ آلِهِ وَ صَحْبِهِ أَجْمَعِينَ




En son güller tarafından Salı Mart 02, 2010 1:31 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.hakikatdamlalari.net/
güller
Gelişmiş üye
Gelişmiş üye
avatar

Ruh Hali :
Lakap : güller
Rep Gücü : 1693
Nerden : Dünya misafirhanesinde yolcu.

MesajKonu: Geri: Edeb ya Hu   Salı Mart 02, 2010 1:30 pm

Edeb ya Hû edeb! Peki nedir edeb? Mumsema İslam Arşivi Edeb ya Hû edeb! Peki nedir edeb?
Türkçenin en güzel kelimelerinden biridir "edeb". Bir başka dile nasıl çevrilebileceğini sorsalar şöyle bir duraklarsınız. İngilizce'de, İspanyolca'da, Fransızca'da, Almanca'da.... birebir karşılık bulmakta zorlanırsınız. Bulduğunuz hiçbir kelime onu tam olarak karşılayamaz, kavrayamaz sanki. Aynı lezzeti vermez. Aynı sesi vermez. Başka hiçbir söz ya da sözcük yerini dolduramaz. Bu dört harften ibaret kısacacık kelime koskoca bir mânâ denizi barındırır içinde. Gözlerimizi kapayıp bir kez fısıldamak bile yeter melodisini duymaya.
Edeb ya Hû edeb!
Sözlükteki pek çok kelimeyi yüksek sesle, hatta düpedüz bağırarak telaffuz edebiliriz. Ama bir deneyin bakın, "edeb" kelimesini haykırmak ne mümkün! Harflerin dizilişi sesimizi yükseltmeye mânidir. Bu kelimenin ses tonu adeta önceden ayarlanmıştır. Ancak fısıltıyla karışık söyleyebiliriz. Ancak sakin bir edayla: Edeb ya Hû edeb!
Peki nedir edeb? Tasavvufun yüzyıllardır baştacı ettiği bu kelime nasıl oluyor da hem bu kadar göz önünde, aleni; hem de kapalı bir kutu, adeta sır bize?
Haddini aşmamak, kalp kırmamaktır edeb.
Sadece o değil; haddini aşıp, kalp kırmaktan ödünün patlaması demektir. İstisnasız ayrımsız her insan, her canlı varlık, tıp tıp atan her yürek avuçlarımızın arasında tuttuğumuz billûr bir kasedir. Dışı nasıl olursa olsun özü narin ve nazenindir. İçin titrer. Düşürmekten, düşürüp de kırmaktan öyle korkarsın.
Dedikodudan, haksızlıktan ve ithamdan uzak durmaktır edeb.
Sadece o değil. İnsan-hayvan, canlı-cansız veya önemli-önemsiz ya da zengin-fakir ayrımı yapmadan etrafına hoş bir nazarla bakmak; "eyvAllah" diyebilmek, "eyvAllah" kelimesi üzerine kafa yormaktır.
Bilmediğin konuda susmak, bildiğin konuda ahkâm kesmemektir edeb.
Bilgi bir perdedir. Sen ne kadar bilirsen bil, nasıl bir alim olursan ol, en cahil görünen insandan bile öğrenecek bir şeyin vardır elbet. Edeb bunu unutmamaktır.
İnsan ayrımı yapmamaktır edeb.
Sokaktaki bir berduşun yanında da Karun kadar zengin ya da Süleyman kadar muktedir görünenin yanında da aynı sakin idrakla durabilmek; saydam ve şeffaf olabilmek; girdiğin mekâna ya da konuştuğun adamın nabzına göre laf değiştirmemek, ince hesap bilmemektir edeb.
Aşırılığa gitmemektir edeb.
Hileden, desiseden, yalandan ve zorbalıktan hazzetmemek; kimseyi aptal yerine koymamak, aşağılamamaktır. Tek başınayken de başkalarının yanındayken de şefkati elden bırakmamak; dış görüntülerden, parlak kabuklardan, ünvanlardan, payelerden etkilenmemek; her işte her adımda yüreğe bakmak, yüreğin ibresine göre yol almak.....ve habire BEN demekten vazgeçmektir edeb.
Edeb bir ahenk meselesidir. Akord edilmektir.
Akord edilmemiş müzik aletinden çıkan her ses uyumsuzdur. Edeb kainatın müziğini yüreğinde duyma ve o müziğe uyma meselesidir. Edeb ahenk içinde olmak demektir. Tabiatla, kainatla, yaradılışla, bütünle ve katreyle sürekli uyum....
Gün içinde habire koşturmaktayız ya, edeb kelimesi aklımızın ucundan dahi geçmez. Yapacak daha acil, daha mühim işlerimiz vardır hep. Birbirimizi ite kaka, koştura koştura, hep ama hep geç kalırız bir yerlere. Derken tüm bu hengame içinde, beklenmedik bir anda ve yerde edeb sahibi biri çıkar karşımıza. Duraklarız. Şaşırırız. Sahici olup olmadığından hemen şüphe ederiz. Belki de yapmacıktır. Belki de rol yapıyordur. Kafamızın içinde binbir tilki dolaşır. Çünkü biz hep şüphe ederiz. Gerçek olup olmadığını anlamak için etrafında döner, gözlerimizi kısar inceleriz. Ama ne vakit ki anlarız karşımızdaki hakikaten edeb sahibi, indiririz yelkenleri. Yumuşar yüreğimiz. Tanırız edebi aslında. Görür görmez tanırız. Edeb sahibi bir insanla karşı karşıya gelince biz de kendimize çekidüzen veririz.
Bulaşıcıdır edeb. Tebessümle bulaşır. Gülümseyen bir insan karşısında biz de elde olmadan gülümseyiveririz. Gün boyu çatık kaşla dolaşmaya alışkın yüzümüzün kasları gevşeyiverir. Bakmışız ki dudaklarımız bizden evvel davranmış. Gülümsemeye gülümsemeyle karşılık vermişiz de haberimiz yok. Edeb insandan insana geçer. Aynadan aynaya yansır. İnsanın şaşmaz tabiatıdır. Kibirlinin karşısında kibirli, mütevazinin karşısında mütevazi olasımız gelir. Diklenene diklenerek karşılık veririz. Edebliye ise eğiliriz.
Geçenlerde bir yemek masasında bir arkadaşım tanıdık ve buruk bir şaka yaptı: "Yahu ne zaman yurtdışından dönsem, bana da bir nezaket geliyor. Tanımadığım insanlara kapıları açmak, trafikte başkalarına yol vermek filan istiyorum. Bir incelik, bir terbiye geliyor üstüme. En fazla bir gün sürüyor ama. Sonra bakıyorum herkes birbirine kabadavranıyor, bana da bir kabalık geliyor....Dangul dungul yola devam ediyorum."
Öyle kelimeler var ki, harf öbekleri olmaktan çıktı, gündelik hayatımızın akışını şekillendirmeye başladı. "Hoyrat" bunlardan biri. Hoyratız birbirimize karşı. Ve sağımız, solumuz, önümüz, arkamız.... hoyrat. Yolda yürürken birbirimize bakışımız, evlerimizin çatıları altında birbirimizden söz edişimiz; konuşmalarımız, dedikodularımız, ithamlarımız, önyargılarımız, zanlarımız, yaftalamalarımız, dışlamalarımız....hep ama hep hoyrat. O kadar çok hırpalıyoruz ki birbirimizi, öylesine hırçın bir iklimdeyiz ki.... Halbuki bu arada uzaktan bir yerden sesleniyor eski mi eski bir öğreti. Tembihliyor usulca.
"Edeb ya HU edeb!"
Elif Şafak
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.hakikatdamlalari.net/
 
Edeb ya Hu
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
islamgezginleri :: (¯`·.(¯`·.KüLTüR-eDeBiYaT.·´¯).·´¯) :: -RİSALELER :: Risale-i Nurdan Makaleler-
Buraya geçin: