islamgezginleri
hos geldiniz lütfen üye olunuz


islamgezginleri


 
AnasayfaAnasayfa  KapıKapı  TakvimTakvim  GaleriGaleri  SSSSSS  AramaArama  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  
En son konular
» EN ESKİ VE EN GUVENİLİR
Cuma Şub. 10, 2017 9:51 am tarafından furkan54

» EN ESKİ VE EN GUVENİLİR
Cuma Şub. 10, 2017 9:49 am tarafından furkan54

» Allah Kötülüğü De İyiliği De Murad Eder
Paz Ocak 20, 2013 8:10 pm tarafından Selsebil

» Allah Her Şeyi Önceden Yazı İle Yaratır
Paz Ocak 20, 2013 8:09 pm tarafından Selsebil

» Nefsin mertebeleri
Paz Ocak 20, 2013 8:05 pm tarafından Selsebil

» İnsanda bir kemik hariç hepsi çürür
Çarş. Ara. 26, 2012 8:41 pm tarafından Selsebil

» ----İnsan----
Çarş. Ara. 26, 2012 8:21 pm tarafından Selsebil

» Kalbin Manevi Halleri
Çarş. Ara. 26, 2012 7:58 pm tarafından Selsebil

Arama
 
 

Sonuç :
 
Rechercher çıkıntı araştırma
Ekim 2017
PtsiSalıÇarş.Perş.CumaC.tesiPaz
      1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
3031     
TakvimTakvim
ONLİNE HAC REHBERİ
3D MEKANLAR

Paylaş | 
 

 1. söz,ü -Bismillahirrahmanirrahim -mütalaa ediyoruz

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
güller
Gelişmiş üye
Gelişmiş üye
avatar

Ruh Hali :
Lakap : güller
Rep Gücü : 1693
Nerden : Dünya misafirhanesinde yolcu.

MesajKonu: 1. söz,ü -Bismillahirrahmanirrahim -mütalaa ediyoruz   Çarş. Mart 17, 2010 4:10 pm

Bismillahirrahmanirrahim
Allahümme salli ala seyyidina muhammed.


[url=http://t3.gstatic.com/images?q=tbn:BF_byb8sD0Fu-M:http://www.as-salah.net/pics/fatiha.gif][/url]

Kardeşlerim besmele islamın nişanıdır....
Bu derste hikmetleri ve sırları ve 1.ci sözü işleyerek başlıyaçağız.sizlerinde Bu derse katılımlarınızı bekliyorum.


Birinci Söz

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

وَبِهِ نَسْـتَعِينُ - اَلْحَمْدُ ِللهِ رَبِّ الْعٰالَمِينَ وَالصَّلٰوةُ وَالسَّلاَمُ عَلٰى سَيِّدِناَ مُحَمَّدٍ وَعَلٰۤى اٰلِهِ وَصَحْبِهِ اَجْمَعِينَ
1
1 : Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla başlar ve ancak Ondan yardım dileriz. Ezelden ebede her türlü hamd ve övgü, medih ve minnet, Âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. Efendimiz Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm ile âline ve ashâbına ise salât ve selâm olsun.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.hakikatdamlalari.net/
güller
Gelişmiş üye
Gelişmiş üye
avatar

Ruh Hali :
Lakap : güller
Rep Gücü : 1693
Nerden : Dünya misafirhanesinde yolcu.

MesajKonu: Geri: 1. söz,ü -Bismillahirrahmanirrahim -mütalaa ediyoruz   Çarş. Mart 17, 2010 4:10 pm

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM.
Ey kardeş! Benden birkaç nasihat istedin.

Sen bir asker olduğun için, askerlik temsilâtıyla, sekiz hikâyeciklerle bir kaç hakikati nefsimle beraber dinle.

Çünkü ben nefsimi herkesten ziyade nasihate muhtaç görüyorum.

Vaktiyle sekiz âyetten istifade ettiğim Sekiz Sözü biraz uzunca nefsime demiştim.

Şimdi kısaca ve avam lisanıyla nefsime diyeceğim. Kim isterse beraber dinlesin.

AÇIKLAMAYA VERİLEN, İDRAK ETTİREN ,KADAR YAZMAYA ÇALIŞALIM İNŞAALLAH.

Bediüzzamanın Ey kardeş!

Demesi dili,ırkı ne olursa olsun müslüman olduktan sonra bizim kardeşimizdir diye kucak açması,şefkatin cilvesidir.
Üstadımız bu asır için enaniyet asrı diyor.

Ayrıca, bu asırda dalaletin fen ve felsefeden geldiğini, bu sebeple izalesinin de zor olduğunu” vurguluyor.

Nice menfi cereyanların hedefi olan bu asrın insanına yaklaşma konusunda nurun dört esasından birini şefkat, diğerini tefekkür olarak belirliyor.

Birincisinin Rahim ismine, ikincisinin de Hakim ismine isal ettiğini ifade ediyor.


Benden birkaç nasihat istedin.





183. Ebü Rukayye Temîm İbni Evs ed-Darî radıyallahu anh' den rivayet edildiğine göre, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem :
"Din nasihattir" buyurdu. Biz kendisine:

- Kimin için nasihattir? dedik. Peygamber Efendimiz:

- "Allah, Kitabı, Resulü, mü'minlerin yöneticileri ve tüm müslümanlar için nasihattir" buyurdu.[1]

[1] Müslim, İman 95. Ayrıca bk. Buhari, İman 42; Ebü Davüd, Edeb 59; Tirmizî, Birr 17; Nesaî, Bey'at 31, 41


Hadisin anlamı "Dinin direği ve dini ayakta tutan nasihattir" demektir.

Bediüzzamanda dinin direğini ayakta tutan Allah, Kitabı, Resulü, mü'minlerin yöneticileri ve tüm müslümanlar için nasihattir için bir kaç İslamın nişanını hakkında önce kendi nefsine ve beraberinde bizi nasihata davet ediyor.

Sen bir asker olduğun için, askerlik temsilâtıyla, sekiz hikâyeciklerle bir kaç hakikati nefsimle beraber dinle.

Niçin Üstadımız asker demiştir.
Bunun cevabI Barla lahikasında verilir.

Hulusi yahyagil abiden hatiralar bölümünden

Nurlu-merhum Albayı Elaziz’de ziyaret edebildiğim zamanların birisinde Nur Risaleleri gibi, ahirzamanın şaheser külliyesinin ilk talebesine şu suali sormuştum:
“Birinci Söz’ün başında, ‘Ey kardeş! Benden birkaç nasihat istedin. Sen bir asker olduğun için askerlik temsilâtiyle, sekiz hikâyecikler ile birkaç hakikatı nefsimle beraber dinle. Çünkü ben nefsimi herkesten ziyade nasihata muhtaç görüyorum. Vaktiyle sekiz âyetten istifade ettiğim Sekiz Sözü biraz uzunca nefsime demiştim. Şimdi kısaca avam lisaniyle nefsime diyeceğim. Kim isterse beraber dinlesin.”

“Birinci Söz’ün başında bu şekilde bahsedilen asker siz misiniz?”

“Bu dersi, Üstad ben kendilerini ziyaret etmeden evvel yazmış.
Burada bahsedilen asker ben değilim.

O asker manevi bir şahıstır. Daha sonraları askerlerden kendilerine talebe olacak kimseleri manen hissederek öyle yazmış.”

Hulusi Yahyagil rahmetlinin bu cevabından sonra, aradan epeyce bir zaman geçmişti.

l980 elerinde ilk defa Barla Mektupları yayınlanmıştı.

Bu lahikalardan yıllarca evvel Hulusi Ağabeyimin verdiği cevap meâlinde

“Hulusi Bey’e Hitabdır”

başlığı altında yazılan bir Barla mektubunda meselemizle alakalı olarak şunları okuyordum:

“Ben Sözler’i yazarken, ihtayarsız olarak ekser temsilâtı, şuunat-ı askeriye nev’inden zuhur ediyordu. Ben hayret ediyordum. Neden böyle yazıyorum, sebebini bilmiyordum. Sonra hatırıma geldi ki; belki istikbâlde şu Sözler’i hakkıyla anlayacak, kabul edip hırz-ı cân edecek, en mühim ltalebeleri askeriyeden yetişecek. Onun için böyle yazmaya mecbur oluyorum, düşünüp, o kahraman askerleri bekliyordum. İşte mağrur olma, şükret; sen o askerlerden bahtiyar birisin ki, evvel yetiştin.”

(1) bk. Barla Lahikası, ( 208. Mektup)


BAŞKA BİR ACIDAN NAZAR EDİP BİR PRNCERE AÇALIM

Bir goncanın içinde, gülün içinde koku var her şey var. Fakat gonca tamâmıyla olmadan açılmaz, açılmaz. ......

Kâinatta büyük ama insan için halk olmuştur ,
İNSANDA KÜÇÜK BİR KAİNATTIR.
. .... Onu fetheden, onu zapeden ne mübârek emirdir.

Ne mubârek askerdir demiş.
Yerde ve gökteki zerrelerin hepisi Tanrı nın, ALLAH 'ın emrindedir ve askeridir.
fil suresinde ebabil kuşları ordusunu hatırlıyalım.
İnsanda bu dünyaya vazifesi kul olarak Allah ın askeri olarak boyun eğmeye,helal ve haram dairesinde Kur anın emirlerine uymakla görevlidir.
Aynı askere alınan ve sınırları belli bir hayat tarzı sürmek zorundadır buda ona dünya hayatının terhisinde cenent bostanlarının açılmasına sebep verecektir.
Ayrıca ”Allah namına, Allah için, Allah'ın adı ve izni ile “de anlamında kullanırız besmeleyi.
Besmele ne mübarek bir kelimedir ki;
bizi doğrudan doğruya kâinatın yaratıcısı olan Rabbimize bağlar.
Allah’ın adıyla bir işe başlamak ve bütün sebeplerden sıyrılarak sadece ve sadece O’na yönelmek ve O’ndan güç almak.
Bir asker askere kaydolduğu zaman devlet namına hareket ettiği ve kendi zayıf kuvvetine devletin gücünü kattığı için kendi gücünden ve kuvvetinden binlerce kat daha bir güce sahip olmuştur.
Bu kuvvet ve güçle çok işleri kolaylıkla yapabilir.
askersin unutmuyalım....

SÖZLERDEN BİR YAZI EKLEYELİM VE BAĞLAYALIM BU SATIRI.

Şimdi ( nefis ve malını cenabı hakka) satmaya bakacağız.

Acaba o kadar ağır birşey midir ki, çokları satmaktan kaçıyorlar?
Yok, kat'a ve asla!
Hiç öyle ağırlığı yoktur.
Zira helâl dairesi geniştir, keyfe kâfi gelir.
Harama girmeye hiç lüzum yoktur.
Ferâiz-i İlâhiye ise hafiftir, azdır.
Allah'a abd ve asker olmak öyle lezzetli bir şereftir ki, tarif edilmez.
Vazife ise, yalnız bir asker gibi,
Allah namına işlemeli, başlamalı.
Ve Allah hesabıyla vermeli ve almalı.
Ve izni ve kanunu dairesinde hareket etmeli, sükûnet bulmalı.
Kusur etse, istiğfar etmeli.
"Yâ Rab, kusurumuzu affet. Bizi kendine kul kabul et. Emanetini kabzetmek zamanına kadar bizi emanette emin kıl. Âmin" demeli ve Ona yalvarmalı.


Çünkü ben nefsimi herkesten ziyade nasihate muhtaç görüyorum.
Bediüzzamanın bütün risalelerde nefsini kötülediğini görüyoruz.

Madem nefsim emmaredir.
Nefsini ıslah etmeyen, başkasını ıslah edemez.
Öyle ise, nefsimden başlarım."

Sen ey mağrur nefsim!
Üzüm ağacına benzersin.
Fahrlenme!
Salkımları o ağaç kendi takmamış, başkası onları ona takmış.

Ey nefsim! Madem öyledir,
sen dahi kalbim gibi ağla ve bağır ve de ki:
"Fâniyim, fâni olanı istemem.
Âcizim, âciz olanı istemem. Ruhumu Rahman'a teslim eyledim, gayr istemem.
İsterim, fakat bir yâr-ı bâki isterim. Zerreyim, fakat bir Şems-i Sermed isterim. Hiç-ender-hiçim, fakat bu mevcudatı birden isterim."
Sözlerden

Bakara Sûresi: 203
Nefsini itham eden, kusurunu görür. Kusurunu itiraf eden, istiğfar eder. İstiğfar eden, istiâze eder. İstiâze eden, şeytanın şerrinden kurtulur. Kusurunu görmemek, o kusurdan daha büyük bir kusurdur.

İkinci Nokta: Şeytanın mühim bir desisesi, insana kusurunu itiraf ettirmemektir, tâ ki istiğfar ve istiâze yolunu kapasın. Hem nefs-i insaniyenin enâniyetini tahrik edip, tâ ki nefis kendini avukat gibi müdafaa etsin, adeta taksirattan takdis etsin.
Evet, şeytanı dinleyen bir nefis, kusurunu görmek istemez. Görse de, yüz tevil ile tevil ettirir. “Tarafgirlikle bakan hiçbir kusuru göremez” sırrıyla, nefsine nazar-ı rıza ile baktığı için, ayıbını görmez. Ayıbını görmediği için itiraf etmez, istiğfar etmez, istiâze etmez, şeytana maskara olur. Hazret-i Yusuf Aleyhisselâm gibi bir Peygamber-i Âlîşan “Ben nefsimi temize çıkarmam. Çünkü nefis daima kötülüğe sevk eder” (Yusuf Sûresi, 12:53) dediği halde, nasıl nefse itimad edilebilir?
Nefsini itham eden, kusurunu görür. Kusurunu itiraf eden, istiğfar eder. İstiğfar eden, istiâze eder. İstiâze eden, şeytanın şerrinden kurtulur. Kusurunu görmemek, o kusurdan daha büyük bir kusurdur. Ve kusurunu itiraf etmemek, büyük bir noksanlıktır. Ve kusurunu görse, o kusur kusurluktan çıkar. İtiraf etse, affa müstehak olur.


Değerli Kardeşlerim Üstadımız ra önce kendi nefsini muhtap aldığı ve onu terbiye etmeye çalıştığı için nefsimizin suretini ne olduğunu nasıl olduğunu ortaya çıkartıyor nefsimiz kendini beğenmiştir ,gururludur, yani başkasının nefsi değil bu diyor üstad, sen kendi nefsinle evvela uğraş onun nasıl olduğunu öğren neyi istediğini öğren öğren ki onları yapmayasın ,çünki nefis senin iki dünya saadetini elde etmeni istemez ,hiç korkma ürkme çekinme nefsinle yüzleş nefsinin mahiyetini gerçek amacını gör diyor üstadımız

Vaktiyle sekiz âyetten istifade ettiğim Sekiz Sözü biraz uzunca nefsime demiştim.

Şimdi kısaca ve avam lisanıyla nefsime diyeceğim. Kim isterse beraber dinlesin.


Bilindiği gibi ilk sekize dokuzuncu da eklenerek tamamı Küçük Sözler adıyla müstakil bir eser olarak basılmıştır.
Kolay anlaşılan derslerle işe başlamak zamanla zor konulara geçmek hikmetin gereğidir.


Küçük Sözlerde okuyucu ilk sekiz söze rahatlıkla muhatap olmakta ve dokuzuncuda birden bire çok yüksek ve çok derin bir hakikat dersiyle karşılaşmakta ve ruhunda bütün külliyatı okumak konusunda büyük bir istek duymaktadır.

Bizlere burda sekiz ayetten istifade ettiği sekiz sözü kendine anlatığını bizlerede bizim anlayaçağımız şekilde okusun ve anlasın diyor.

buyrun anlamaya ve idrak etmeye çalışalım.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.hakikatdamlalari.net/
güller
Gelişmiş üye
Gelişmiş üye
avatar

Ruh Hali :
Lakap : güller
Rep Gücü : 1693
Nerden : Dünya misafirhanesinde yolcu.

MesajKonu: Geri: 1. söz,ü -Bismillahirrahmanirrahim -mütalaa ediyoruz   Paz Mart 21, 2010 12:25 pm

Bismillahirrahmanirrahim de geçen Rahman ve Rahim c.c isimlerinin tecellilerindeki cilveleri ve anlamlarını tefekkür etmeden konuya girmiyelim.


Kardeşlerim Rahman VE Rahim c.c isimlerinin cilveleri ve tecellideki güzellikleri mutalaa edelim.

Esma-i Hüsna’nın her birisinin kendine mahsus öyle kudsi bir cemali var ki, bir tek cilvesi, koca bir alemi ve hadsiz bir nev’i güzelleştiriyor.

Bu cilveler bize herşeyiyle mana-i harf ile bakmayı öğretiyor.

Allah (c.c.), Rahman'dır

Yani Cenab-ı Hak sonsuz merhamet sahibidir.

Rahmete ve şefkate muhtaç herkese, her can ve yürek taşıyana kamilen rahmetiyle muâmele eder.

Allah'ın rahmeti bütün varlıkları kuşatmıştır.
Rahman ve Rahim isimleri aynı kökten gelen iki mübalağa ismidir.


Her iki isim de Allah'ın rahmetinin şiddetli biçimde ve sonsuz olarak varlıklar üzerinde hakim olduğunu bildirir.

Fakat başta "Bismillahirrahmanirrahîm" gibi bir Kur'an âyetinde olmak üzere Kur'an'da en çok vurgulanan isimlerden olduğundan tefekküründe iki önemli isim hüviyeti kazanması ve her birisine de farklı anlamlar yüklenmesi, bizi her iki ismi de ayrı birere incelemeye tefekküre sevk eder.


Peygamber Efendimizden (a.s.m.) Ebu Hüreyre'nin (r.a.) rivayet ettiği Rahman ismi Kur'an'da en çok geçen isimler arasındadır.

Besmeledeki üç isimden birisi olan Rahman, Fatiha Suresinin üçüncü âyetinde de zikredilmektedir:

Rahman ve Rahim olan, âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamd olsun." (Fatiha Sûresi: 2,3)

Bir diğer âyette Cenâb-ı Rahmani'r-Rahim,
De ki, İster Allah diye dua edin, ister Rahman diye duâ edin;

hangi isimle dua ederseniz edin, en güzel isimler Onundur" (İsra Sûresi: 110)

buyurur.

Kalbî yumuşaklık ve incelik manasını ifâde eden Rahmân lafzının, Cenâb-ı Hak hakkında müteşâbih olarak kullanıldığını beyan eden Bediüzzaman,

Kur'an'ın, yüz elli dokuz yerde Rahman ismini zikrettiğini kaydeder.

Bediüzzaman Said Nursi, besmelede geçen Rahman isminin, yeryüzü simasındaki bitkilerin ve canlıların tedbir, terbiye ve idaresindeki bir birine benzeyiş, uygunluk, intizam, incelik, lütuf ve merhamette görünen büyük rahmaniyet mührüne işâret ettiğini belirtir.

Bedîüzzaman, bütün canlıların, Rahman'ın rızka muhtaç misâfirleri hükmünde bulunduğunu,
hayvanların güzel ve yanık sesli nağmelerinin Rahman'ın hediyeleri karşısında ortaya koydukları teşekkürlerden ibaret olduğunu,
baharın ve canlıların hep birlikte yüksek sesle, Ya Rahman! Yâ Rahman!" diye zikrettiklerini kaydeder.


Bedîüzzaman'a göre, rahmetin bir ehemmiyetli kısmı rızıktır ki,
Rahman'a Rezzak manası verilmiştir.


Rızık ise apaçık bir Rezzak-ı Rahîmi göstermektedir.

Meselâ bütün zihayatların, bilhassa acizlerin ve yavruların, rızıkları bütün yeryüzünde ve gökyüzünde iradelerinin ve güçlerinin haricinde gayet harika bir tarzda hiçten ve bir birine benzeyen çekirdeklerden, su katrelerinden ve toprak taneciklerinden yetiştirilmektedir.

Ağacın başındaki yuvada bulunan kanatsız ve zayıf kuşçuklar için annelerinin emirber nefer gibi gezerek rızıklarını getirmeleri; aç vahşî bir arslanın, yavrusunun emrine girmesi ve bu emirle elde ettiği bir eti yemeyip yavrusuna getirmesi; sair hayvanların ve insanların yavrularının imdatlarına, memeler musluğundan Âb-ı Kevser gibi hoş, gıdalı, halis ve beyaz sütleri kırmızı kan ve kirli fışkı içinden bulaşmadan ve bulandırmadan göndermesi ve annelerin şefkatini de yardımcı vermesi Rahman isminin sadece görebildiğimiz eşsiz cilvelerindendir.

. Maddi ve manevi rızık isteyen insanın duyguları ile akıl, kalp ve ruhuna da pek geniş bir erzak sofrası ihsan ederek kainatı bir gül bahçesi gibi tanzim etmesi Rahman'ın lütuflarından başka bir şey değildir.


Bediüzzaman Said Nursi'ye göre, Rahmanü'r-Rahimin rahmeti, ebedî saadeti de bildirmektedir.

Çünkü rahmet, sırf rahmet olduğundan, hakiki muhabbete karşı ebedi hicranı kabul etmez.

Cenab-ı Hak, Kendisini hakiki seven kullarını, ebedî hicrana atmaya râzı olmaz.

Nitekim Rahmanü'r-Rahim, hurilerle süslendirilmiş Cennette, insanın bütün arzularını tatmin eden meskenleri, insanın cismani arzu ve dileklerine uygun bir biçimde hazırladığını vaat buyurmuştur.


Bediüzzaman'a göre, şefkat yolu rahmet yoludur.
Hz. Yakub'un (a.s.) şefkati Rahman ve Rahim isimlerinin tezâhürüdür.

Rahmân ismi bütün kâinatı ihata eden bir nurdur ve birçoğuna göre, İsm-i Azam mesAbesindedir.


Maddî ve manevî açlık, fakr ve şükür, Rahman ismine ulaşmak için husûsî birer vesile teşkil etmektedir..

YA Rahim c.c

Rahmeti yanlız müslümanlara olan anlamındadır.

YÜCE ALLAH C.C Rahman sıfatıyla bütün mahlukata kendisine inanan veya inanmayan bütün insanlar her türlü nimeti verir

.Hiç kimseyi nimetlerden mahrum etmez.

Amam Rahim sıfatıyla kendisine iman eden ve rızasına uygun hareket edenleri gözetir.


Başka kullarına vermediği nimetleri mü'minlere verir.

Denebilirki ALLAH 'ın c.c rahmetinin dünyada tecelli eden kısmı Rahman isminden kaynaklanırken,

ahirette tecelli eden kısmıda Rahim isminden kaynaklanır.

Kulun her işlediği günaha 1 günah cezası yazılırken.
yaptığı iyiliklere 10 dan başlayıp 700 e kadar bazı gün ve gecelerde onbinlere varan sevaplar verilmeside Rahim ismindendir.

Bir mü'min samimiyetle bu ismi zikretmeye devam ederse ALLAH 'ın c.c rahmetine nail olur.

Duaları kabul olur.Kaza ve belalardan emin olur.ALLAH 'ın c.c lütfuna mazhar olur.İnşaAllah

NURBAKİ HOCAMIZIN bir kitabında okumuştum hikmetlerin acılmasına,nazar bakımından sebep olan isimdir.
Annelerin şefkati,hayvan ve insanda düşünülürse...Rahim isminin cilvelerini anlamak daha kolay olur.



Bediüzzaman, Allah’ın Rahman ve “Rahim isimlerinin, ruhların bütün ihtiyaçlarını tatmin, hadsiz düşmanlarından emin eden ve kainatı kaplayan çok kuvvetli bir nur olduğunu ifade ediyor. Bu isimlere yetişmek, hakikatlerini anlamak için hayatı boyunca bulduğu dört vesile vardır. Bunlar; fakr, şükür, aşk ve şefkattir.


Allah a yaklaştıran enkısa tarik olan yol Rahman ve Rahim isimlerin tecellilerinden geçtiğini anlamamızı sağlıyor.

İnsan fakrıyla, Allah’ın nihayetsiz zenginliğini anlıyor.
Muhtaç olduğu, hava, su, güneş gibi hayatın devamını sağlayan Rabbi’nin kudretini idrak eder.

Ni’metlere karşı ücret olarak istenen teşekkürle Rahim olan Halık’ını memnun etmeye çalışan insan, bütün varlıkların da hamdını Allah’a sunuyor.

DUAMIZLA BUGÜN BİTİRELİM

Ey Rahmân ve Rahîm olan Allah'ım!
"Bismillâhirrahmanirrahîm" hürmetine, rahîmiyetine yaraşır şekilde bize merhamet et, Rahmâniyetine yaraşır şekilde, bize "Bismillâhirrahmânirrahîm"in sırlarını anlamayı nasip eyle.
Âmin.

Allah'ım!
"Bismillâhirrahmânirrahîm"in sırları hürmetine, âlemlere rahmet olarak gönderdiğin zâta ve onun bütün âl ve ashâbına, Senin rahmetine ve onun hürmetine yaraşır şekilde salât ve selâm eyle. Bize de, Senden başka, hiçbir mahlûkunun merhametine ihtiyaç bırakmayacak bir şefkat ve rahmetle merhamet eyle.
Âmin.



DEVAM EDECEK.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.hakikatdamlalari.net/
güller
Gelişmiş üye
Gelişmiş üye
avatar

Ruh Hali :
Lakap : güller
Rep Gücü : 1693
Nerden : Dünya misafirhanesinde yolcu.

MesajKonu: Geri: 1. söz,ü -Bismillahirrahmanirrahim -mütalaa ediyoruz   Ptsi Mart 22, 2010 5:44 pm

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

Birinci Söz

BİSMİLLÂH her hayrın başıdır. Biz dahi başta ona başlarız. Bil, ey nefsim, şu mübarek kelime, İslâm nişanı olduğu gibi, bütün mevcudâtın lisan-ı hâl ile vird-i zebânıdır. Bismillâh ne büyük, tükenmez bir kuvvet, ne çok, bitmez bir bereket olduğunu anlamak istersen, şu temsîlî hikâyeciğe bak, dinle. Şöyle ki:



BİSMİLLÂH her hayrın başıdır........................

Hayırlı şeylere başlarken Bismillah demek sünnettir.
Farz olarak telakkiden ziyade, sünnet olarak düşünmek daha doğru olur.

Çünkü Kur'an-ı Kerim'de bu meyanda bir emir bulunmamaktadır.

Cenab-ı Hakk'ın yasakladığı şeylere Besmeleyle başlamak ise büyük günahı var.

Bu tür hareketlerden sakınmak lazım.


Önce şunu ifade edelim:

“Bismillah her işin başıdır.”

denmeyip de “her hayrın başıdır” denilmesinde ince bir mesaj vardır.

Demek ki, hayır olmayan şeylere başlarken besmele çekilemez.

Mesela, bir hırsız yaptığı soyguna besmele ile başlayamaz. O halde, insan öyle işler yapmalıdır ki onlara besmele ile başlayabilsin.

Bunlar da ancak hayırlı işlerdir.

Bismillah her hayrın başıdır." ifadesi hadis midir?

Risale-i Nur eserlerinde geçen bir çok cümle, ayet veya hadis meali olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bediüzzaman Hazretleri bazı ayetleri veya hadisleri direk almayarak asrın anlayışına göre iktibas suretinde alıp istifademize sunmuştur.

Bu asır, ayet ve hadislere maalesef çirkin saldırıların olduğu bir dönem.

Zihinler karışmış bir durumdayken; direk "ayet böyle diyor, hadiste böyle geçiyor" demek yerine Bediüzzaman Hazretleri, ayet ve hadisleri kişilerin anlayışlarına yakınlaştırıcı bir metodla ifade etmiştir.

Bu şekilde bir çok kişi bu veciz ifadeleri ezberlemiş ve araştırmalar neticesinde bu ifadelerin kudsi bir kaynağının olduğunu da görünce bu hakikatlere meftun olmuşlardır.

"Bismillah her hayrın başıdır" şeklindeki ifadenin kaynağı da şu şekildedir. “Besmele ile başlanmayan her önemli iş sonuçsuz kalır” (İbn Mâce, hadis no: 1894 ;Feyzu’l-Kadir, V, 13).

İ

BİSMİLLÂH her hayrın başıdır. Biz dahi başta ona başlarız..........................

Yapacağımız her hayırlı işe besmeleyle başlamamız gerektiği ifade ediliyor.

Hayırlı olmayan, şer olan işlere besmeleyle başlanmaz.
Yani; dinen yapılması doğru olmayan şeylere besmeleyle başlanmaz. demektir.

Biz dahi ona başlarız, ifadesine gelince;

yani biz de Sözler adlı esere başlarken besmlenin izahını yapmakla başlıyoruz.

Malumunuz Sözler adlı eser, besmelenin sırlarını izah ile başlıyor.

Burada geçen ''Biz dahi" ifadesi "Biz de " anlamındadır.

Çünkü, Osmanlıcada bu "de" ekinin kullanımı böyledir.
Bu "Biz de" tabirinin burada kullanılmasının hikmeti şu olabilir:

Malum olduğu gibi Risale-i Nurların ilk eseri "Sözler" kitabıdır.

Sözlerin de ilk risalesi Birinci Söz olan "Besmele" risalesidir.

Bu nedenle Üstad Bediüzzaman Hazretleri, "Madem herşey lisan-ı haliyle Bismillah der, öyleyse biz de Bismillah ile başlayalım" diye, ilk risale olarak Besmele'nin izâhını yapıyor.


Bil, ey nefsim...........................

İnsanın birinci muhatabı kendi nefsidir.
Üstadımız, “Nefsini ıslah etmeyen başkasını ıslah edemez.” buyurur.

Buna göre, bir insan diğer insanlara hakkı tebliğ edip onları günahlardan menetmek istiyorsa, bunun birinci şartı kendini ıslah etmesidir.

“Lisan-ı hal lisan-ı kalden daha kuvvetli tesir” ettiği için, insan önce kendi özel âleminde İslam’ı yaşamalı, örnek ve özenilecek bir insan olmalıdır.

Bunda başarılı olduğu takdirde, başkalarını sözle de ikaz ve irşat yoluna gidebilir.


Üstad, yazdığı birçok risalede kendi nefsine hitap etmekle, bizlere de Risale-i Nuru öncelikle başkalarına anlatmak için değil, kendi nefsimizi ıslah, kalbimizi tasfiye, marifetimizi inkişaf ettirmek için okumamız gerektiğini ders vermektedir.


Bu tarz ifadelerin diğer yönü de şu olsa gerektir.
İnsan doğrudan kendisine yapılan nasihatlerden rahatsız olabilir.

Ama aynı sözleri temsili bir hikaye içinde dinlerse, yahut kendi nefsine hitap eden bir müellifi kenardan rahatlıkla takip ederse faydalanma oranı daha da artar.


Bu asırda bu metot hem daha faydalı, hem de bazı enaniyetli kişiler hakkında zaruridir.


Geçmiş asırlarda da bir takım mürşitlerin hayvanları konuşturarak, onlar arasında geçen maceraları anlatarak insanlara dolaylı yoldan nasihat ettiğini görüyoruz.
Bu dolaylı anlatım, o asırlarda “müstehap” ise bu asırda “vacip” derecesindedir.


mübarek kelime, İslâm nişanı olduğu gibi...................................


Besmeleye

Nişan; alamet, işaret demektir.

Parmağında yüzük olan birisini gördüğümüzde, onun nişanlı olduğunu anlarız.

Bir yerde minare veya cami gördüğümüzde, orada Müslümanların olduğunu anlarız.

Gayr-ı müslimlerin olduğu bir yerde gezerken, besmele çeken birisiyle karşılaştığımızda, hemen onun Müslüman olduğunu anlarız.

Zira besmele İslama ait bir nişandır; bir alamettir.

Kim onu kullanırsa, Müslüman olduğuna işaret eder.

İslam nişanı denilmesinden maksat şudur:

“Bir kişinin bir işe başlarken besmele çektiğini görsek onun müslüman olduğuna hükmederiz.


” İslâm nişanı sadece besmele değildir.


Bir kimsenin namaz kılması, oruç tutması da islam nişanıdır

bütün mevcudâtın lisan-ı hâl ile vird-i zebânıdır....................................

Zerrelerin nasıl bismillah dediğini üstadımız, 0tuzuncu Söz risalesinin ikinci makamında izah etmektedir.

Biz sadece bir pasajını aşağıya alalım.

"...bütün mevcudat gibi, zerreler ve herbir zerre, mebde-i hareketinde “Bismillâh“ der.

Çünkü, nihayetsiz, kuvvetinden fazla yükleri kaldırır ve buğday tanesi kadar bir çekirdeğin koca bir çam ağacı gibi bir yükü omuzuna alması gibi...

Hem vazifesinin hitâmında “Elhamdü lillâh” der.

Çünkü, bütün ukulü hayrette bırakan hikmetli bir cemâl-i san’at, faideli bir hüsn-ü nakış göstererek, Sâni-i Zülcelâlin medâyihine bir kaside-i medhiye gibi bir eser gösterir.

Meselâ, nar ve mısıra dikkat et."

Ayrıca soru cümlesinin geçtiği Birinci Sözün devamında bu konu için bir izah yapılmıştır Şöyle ki:

"Başta demiştik:

Bütün mevcudat lisan-ı hâl ile “Bismillâh” der. Öyle mi?
Evet. Nasıl ki, görsen, bir tek adam geldi, bütün şehir ahalisini cebren bir yere sevk etti ve cebren işlerde çalıştırdı.

Yakînen bilirsin, o adam kendi namıyla, kendi kuvvetiyle hareket etmiyor.

Belki o bir askerdir, devlet namına hareket eder, bir padişah kuvvetine istinad eder.

Öyle de, herşey Cenâb-ı Hakkın namına hareket eder ki, zerrecikler gibi tohumlar, çekirdekler, başlarında koca ağaçları taşıyor, dağ gibi yükleri kaldırıyorlar.

Demek herbir ağaç “Bismillâh” der; hazine-i rahmet meyvelerinden ellerini dolduruyor, bizlere tablacılık ediyor.


Herbir bostan “Bismillâh” der, matbaha-i kudretten bir kazan olur ki, çeşit çeşit pek çok muhtelif leziz taamlar, içinde beraber pişiriliyor.


Herbir inek, deve, koyun, keçi gibi mübarek hayvanlar “Bismillâh” der, rahmet feyzinden birer süt çeşmesi olur.
Bizlere Rezzak namına en latîf, en nazif, âb ı hayat gibi bir gıdayı takdim ediyorlar.


Herbir nebat ve ağaç ve otların ipek gibi yumuşak kök ve damarları “Bismillâh” der, sert taş ve toprağı deler, geçer. “Allah namına, Rahmân namına” der; herşey ona muhassar olur."


Bismillâh ne büyük, tükenmez bir kuvvet, ne çok, bitmez bir bereket olduğunu anlamak istersen, şu temsîlî hikâyeciğe bak, dinle. Şöyle ki:...............


Bize Bismilah tükenmez kuvvatini ve bitmez bereketini hikayeciğe anlatacak.


Ustad Bediüzzaman iki noktaya değinmiş:

biri kuvvet diğeri bereket

hususan insanında ihtiyacı temelde bu değilmidir

zıttını beyan ederek dile getirmiş

acz ve fakr yolu kulu Rabbine yaklaştıran en yakin tariktir.

biz neyin yoksunu isek onun fakiriyiz

biz neyi yapamıyor isek onun aciziyiz

ve buna göre bizler

sonsuz aciz ve fakiriz


öle ise ihtiyacımız

kuvvet ve berekettir

Bunu anlamamızı sağlamak istiyor.


Burda bahsedilen bereketve kuvvet hakkında açıklama yapalım.başka bir pencereden

Zerrecikler gibi tohumlar, çekirdekler, başlarında koca ağaçları taşıyor, dağ gibi yükleri kaldırıyorlar.

Demek her bir ağaç "Bismillâh" der; hâzîne-i rahmet meyvelerinden ellerini dolduruyor, bizlere tablacılık ediyor.
Her bir bostan, "Bismillâh" der, matbahâ-i kudretten bir kazan olur ki, çeşit çeşit pek çok muhtelif leziz taamlar, içinde beraber pişiriliyor.

"Her bir inek, deve, koyun, keçi gibi mübârek hayvanlar "Bismillâh" der, rahmet feyzinden bir süt çeşmesi olur.
Bizlere Rezzâk nâmına en latîf, en nazîf, âb-ı hayat gibi bir gıdâyı takdim ediyorlar.."


Birinci Söz' de geçen, yukarıda ki misallerin her biri birer bereket örneğidir

. Zirâ, bir çekirdekten, tonlarca meyve; bir tutam ottan hem keyfiyet ve hem de kemmîyet itibârıyla önemli bir gıda olan süt, bereket örnekleri olarak verilmektedir.

hikayeçik denmesinin sebebi tefekkür edelim:



Üstad bize hem aklı hemde nazar ve temsil yönüyle bakamadığımız pencereler açıyor.

Aklımızda uzak olan bakışımızı yakınlaştırıyor denebilir.

Bir hocamız..bunu şöyle anlamamızı istemişti.

Dürbünle bakınca uzaklar yakın olur ve netleşir
İşte bu hikayeciklerdeki manalar bize dürbün vazifesi görüyor,ve hakikatler penceresinden olayları yakınlaştırıp bütün unsurlarımıza anlamayı nasip ediyor.

Duamızla bitirelim....
Sözler | On Dördüncü Lemanın İkinci Makamı | 21
Allah'ım!
"Bismillâhirrahmânirrahîm"in sırları hürmetine, âlemlere rahmet olarak gönderdiğin zâta ve onun bütün âl ve ashâbına, Senin rahmetine ve onun hürmetine yaraşır şekilde salât ve selâm eyle. Bize de, Senden başka, hiçbir mahlûkunun merhametine ihtiyaç bırakmayacak bir şefkat ve rahmetle merhamet eyle.
Âmin.



devam edecek...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.hakikatdamlalari.net/
güller
Gelişmiş üye
Gelişmiş üye
avatar

Ruh Hali :
Lakap : güller
Rep Gücü : 1693
Nerden : Dünya misafirhanesinde yolcu.

MesajKonu: Geri: 1. söz,ü -Bismillahirrahmanirrahim -mütalaa ediyoruz   Paz Haz. 06, 2010 10:14 am

BİSMİLAHİRRAHMANİRRAHİM.
Bedevî Arap çöllerinde seyahat eden adama gerektir ki, bir kabile reisinin ismini alsın ve himayesine girsin tâ şakîlerin şerrinden kurtulup hâcâtını tedarik edebilsin.

Yoksa, tek başıyla, hadsiz düşman ve ihtiyacatına karşı perişan olacaktır.

İşte, böyle bir seyahat için, iki adam sahrâya çıkıp gidiyorlar.
Onlardan birisi mütevazi idi, diğeri mağrur.

Mütevazii, bir reisin ismini aldı; mağrur almadı.

Alanı her yerde selâmetle gezdi.

Bir kàtıu’t-tarîke rast gelse, der: “Ben filân reisin ismiyle gezerim.” Şakî def olur gider, ilişemez.

Bir çadıra girse o nam ile hürmet görür
. Öteki mağrur, bütün seyahatinde öyle belâlar çeker ki, tarif edilmez. Daima titrer, daima dilencilik ederdi. Hem zelil, hem rezil oldu.

Bedevî Arap çöllerinde seyahat eden adama gerektir ki, bir kabile reisinin ismini alsın ve himayesine girsin tâ şakîlerin şerrinden kurtulup hâcâtını tedarik edebilsin............................

Eskiden göçebe Arapçöllerinde seyahat eden kişiye gerektirki,kendi güvenliği için bir kabile reisinin ismini alsın..

Eskiden çöller eşkiyalar ile doluydu,çöle yaya veya deve,hayvanlarla giden kervanları çöldeki şartlardan fazla eşkiya grubu ile karşılaşmak korkuturdu.

Burada yazılan bu hal,gerçektir.

Günümüze alacak olursak bu durumu ,ticarette ve ülkelerde,bölgelerde haraç alan ve istediğini kaba kuvvetle yerine getirem" MAFYA"dediğimiz topluluğun yaptıklarını okuyor veya dizilerde ve sinemalarda yaşayışları hakkında bilgimiz oluyor.

Ticaret yapmak istiyen ve korunma altına girmek için,işini devam edebilmek için birisinin himayesine girer.

Başka bir pencere daha açalım.pasaport olmadan bir devletten diğer devlete geçiş hakkı tanınmaz.
Siz her türlü saldırıda o devletin himayesinde korumasındasınızdır.

Başka bir pencere Hz Yusus a.s kıssasını düşünelim...çöl- deniz--eşkiyalar -balık...

Onun için bir kabile reisine bağlı olmak bu eşkiyaları korkuturdu,o kervana dokunmak yada yolcuya soyulması, resisin ordularını karşısında bulmak ve ölmek demekti.cezasıda ağırdı.

Yoksa, tek başıyla, hadsiz düşman ve ihtiyacatına karşı perişan olacaktı.......


temsili hikayeçikte sizi hayalen çöle götürüyor.

.Issız ve şartların cok zor olduğu,kimsenin yardımının ulaşamıyaçağı bir ortam olduğunu aklen düşünmemeizi sağlıyor.

Çölde su ve fırtınalar,ve yiyecek,barınma cok zordur, ihtiyacı bitmez,bu şartlarda ihtiyacını karşılamak güvenliğini korumakta zordur,"perişanlık" olarak anlamazmız gerken en uygun şartları anlatmaktadır.


İşte, böyle bir seyahat için, iki adam sahrâya çıkıp gidiyorlar.
Onlardan birisi mütevazi idi, diğeri mağrur.

Mütevazii, bir reisin ismini aldı; mağrur almadı. Alanı her yerde selâmetle gezdi. .

Sahra çöldür,konuyu okurken hayalen bile olsa gidelim.

İki kişiyi bize anlatıyor.....burası önemli.

MÜTEVAZİ':
Gururlu olmayan, alçak gönüllü, kendi fakrını bilen. Gösterişsiz.

Fakrını bilmek burda cok önemli......nasıl düşünebiliriz aklen....

İnsan oğlu dünyaya gelişinde Ana Rahiminde korunmaya başlar,her türlü ihtiyacı giderilir.

İşte dünyada bir ana Rahmi gibidir insanın her türlü ihtiyacı,topraktan yiyeceklerimiz,buluttan suyumuz,mevsimlerden Üstadımızın dediği gibi vagonlarla her türlü vitamini olan
gereksinimizi
sağlıyan meyve sebzelerimiz verilir.

Buna insanın gücü yetebilirmi......?

Akıl verilmiş,geçmiş ve gelecekle bir bağımız var,ve bu süreçte seyahatımızda hadde gelmiyecek maddi ve manevi ihtiyaçlarımız bitmiyor.

Diğer varlıklar gibi birşeye değil,binlerce istek taşıyoruz.

bunları karşılamaya gücümüz varmı.....?

Gözle görülmeyen mikroplar,sonsuz uzayda göktaşları,hayatımızı tehdit eden sayısız düşmanlarımız var.

Zerreden,şemse kadar bu geniş dairedeki düşmanlarımızı dan kurtulmak için yapılacak tek şey vardır.

Bütün bu dairelerin hakimini bilmek,idaresinin kuvvetini bilmek,hadsiz düşmanlarının önünü kesecek tek yardım sahibini bilmek ve ona sığınmaktır.

Fakrini ve aczini anlamanın en kısa yoludur.

MAGRUR:
Gururlu.

Boş bir şeye güvenen
. Fâni ve faydasız şeylere güvenip kendini aldatan. Mütekebbir. Kibirli kimse.

Üstadımızın dediği gibi..Sen ey mağrur nefsim! Üzüm ağacına benzersin, fahirlenme; salkımları o ağaç kendi takmamış, başkası onları ona takmış.

Bu kadar acizlik ve fakirlik noktasında düşünürsek,bunun sebebi,sınırsız kudret sahibi,sonsuz çömert,kerim sahibi Allah a yönelmek kulluk şuurunu elde etmektir.

İnsan ancak fakirliğinin ölçüsünü bildiği oranda Rabbine sığınır ve dua eder ve niyazda bulunur.

Mağrur kişi fani ve faydasız şeylere güvenir,kibirinin içinde hem bu dünyasını hemde ahiretteki ebedi hayatını mahveder.


Bir kàtıu’t-tarîke rast gelse, der: “Ben filân reisin ismiyle gezerim.” Şakî def olur gider, ilişemez. Bir çadıra girse o nam ile hürmet görür. Öteki mağrur, bütün seyahatinde öyle belâlar çeker ki, tarif edilmez. Daima titrer, daima dilencilik ederdi. Hem zelil, hem rezil oldu

Katıu't-Târik:Yol kesici demektir.

AÇIKLANIRSA:YUKARIDA GENİŞ ŞEKİLDE ZERREDEN,ŞEMSE KADAR insana maddi ve manevi olarak zarar verebilecek her şey, bu anlam içerisine girer. bir cihette insana zarar verebilecek bir potansiyele sahiptir.


Allah'a kul olana her şey hizmetkar olur

. Ve Allah'a isyan edene ise, her şey düşman olur."

fehvâsınca mahlûkat şekil ve tavır alır.

Ateşin Hz. İbrahim'e, (a.s.) Balığın Hz. Yusuf'a (a.s.) ve inek ile arının, insana musahhar olması birer örnektir.

Bu bakış çerçevesinde devletler ve milletler muvâzenesine de bakılabilir.

Tekvini ve teşrii kanunları bilip riayet edenlere, diğer milletlerin musahhar edileceği muhakkaktır.

RABBİNİ BİLEN,O nun adına her hayır işine başlayan bütün düşmanlarından emin olur.

Bir çadıra girse o nam ile hürmet görür..........................................
Burası cok önemli....
Allah c.c ismi ile bir yere girdiğimizde karşılanmamız farklıdır.

Eve bile girerken besmele çekeriz,kötü şerlerin bizle girmesini önler ve evdeki meleklere selam verir ve onların namına alırız.


Size selâm verildiğinde, siz de ondan daha güzeliyle selâm verin veya aynısı ile karşılık verin. Şüphesiz ki Allah her şeyin hesabını sorucudur.» Nisa sûresi, âyet: 86


Selam; Allah'ın cc 99 güzel isminden biridir. Her çeşit arıza ve hâdiselerden salim kalan; Her türlü tehlikelerden kullarını selamete çıkaran; Cennetteki bahtiyar kullarına selam eden

Peygamberimiz diyor ki:
Selam, Yüce Allah'ın isimlerinden birisidir. Öyleyse selamı aranızda yaygınlaştırınız.

Muhabbete,berekete,korunmaya ,sevgi yolların açılmasına sebep olan Besmele ile selam vermek önemi anlamamız lazım.


Öteki mağrur, bütün seyahatinde öyle belâlar çeker ki, tarif edilmez..................................

Kendi kibrine,gücüne güvenen,bu çöldeki her hadsiz ihtiyaçlarını karşılama,korunmada belalar çekmesi,aczini,fakrini bilmemesinden gelir.


Daima titrer, daima dilencilik ederdi. Hem zelil, hem rezil oldu.
Bunu diğer parağraflarda daha geniş acıklanacak inşaAllah.


Duamız....................

Sözler | Onuncu Söz | 96
Yâ Rab!

Bunların ders ve tâlimlerinin hakkı ve hürmeti için, bize ve Risâle-i Nur talebelerine imân-ı ekmel ve hüsn-ü hâtime ver. Ve bizleri onların şefaatlerine mazhar eyle. Âmin.
devam edecek
sizlerde görüşlerinizle katılın pencereler açılsın,ufkumuz genişleisn ihvanlar.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.hakikatdamlalari.net/
Sponsored content




MesajKonu: Geri: 1. söz,ü -Bismillahirrahmanirrahim -mütalaa ediyoruz   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
1. söz,ü -Bismillahirrahmanirrahim -mütalaa ediyoruz
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
islamgezginleri :: (¯`·.(¯`·.KüLTüR-eDeBiYaT.·´¯).·´¯) :: -RİSALELER :: Risale-i Nur Okuyoruz (Açıklamalı)-
Buraya geçin: